Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2016

Milli Takım'da Fatih Terim Gerçeği Başarıdır

Milli Futbol takımımız bugünlerde yine pek bir revaçta. Ortada ne bir maç var, ne bir turnuva! Ama ne hikmetse tüm manşetlerde Milli Takım! Başlıklar Arda- Terim ikilisi üzerine, prim dalaveresi ile süslenmiş bir biçimde sunuluyor. Tek amaç Terim'in kellesi.

Zamanında Milli Takım'da Terim sonrası pek çok kere hoca değişti. Tamamına yakını fiyasko ile sonuçlandı. Bir tek Şenol Güneş tarihi bir başarıya imza attı; Onuda, tüm aşağılık ve futbolla zerrece ilgisi olmayan saldırılar altında başardı. Zaten aynı aşağılık dalavere ile dünya 3.sü olmuş bir takımın hocası olduğu halde takımdan gönderildi. Bir tekme tokat dayak yemediği kalmıştı o dönem.

Milli takım, egosu yüksek ve arkası sağlam oyuncuların at koşturmak istedikleri; Egolarını tavan yaptırdıkları bir yer olarak düşünülüyor. Gücü ve otoritesi zayıf hocalar hep bu nedenle, bu oyuncular ve arkasındaki karanlıkta kalan gölgeler yüzünden başarısız olup, rezil rüsva bir halde ayrılmak zorunda kalıyorlar. Tüm bu yaşanılanlar yüzünden Milli Takım dip seviyelere kadar düşüp, büyük turnuvalara hasret kaldı. Fatura hep hocalara kesilerek yıllar heba oldu gitti.

11 Nisan 2016

Beşiktaş Vodofone Arena'ya Kavuştu

Beşiktaş çileli yılların sonunda muhteşem bir stadını açma onuruna büyük bir çoşku ile erişiyor. Haftalar öncesinden başlayan hazırlıklar bugünkü açılış maçı ile doruğa ulaşacak. Yönetiminden, oyuncusuna, çalışanından taraftarına kadar herkes pürneşe içinde bu güzel anı yaşıyor.

Bu zor ve zahmetli işin altına, olabilecek en dip noktada ve en umutsuz anda giren Fikret Orman başkanlığındaki yönetim olmak üzere bu yolda emek sarf eden, cefa çeken herkes bugünkü keyfi, coşkuyu tüm takdir ve şükran duygularını hak ederek kutlamalı. Allah (c.c) hepsinden razı olsun.

Her konuda olduğu gibi bu özel günde de Cumhurbaşkanımıza saldırmayı fırsat bilen aşağılık, insanlık dışı kesim bu anları da zehirlemeye ve bozmaya çalışsa da sosyal medya bataklığı dışında fos bir eda olarak kaldılar. Mutluluk, coşku ve eser o kadar büyük ki bunların alçaklığı karşısında bir gram bile bir toz zerresi kayıp etmedi.

Aşağıda bu muhteşem eser ile ilgili Beşiktaş’ın internet sitesinden aldığımız tanıtım bilgileri yer almaktadır. Tekrar hayırlı uğurlu olması dileği ile Vodafone Arena’ya merhaba diyoruz.

“23 Kasım 1947’de ilk karşılaşması ile kapılarını açan İnönü Stadyumu o günden günümüze Süleyman Seba, Hakkı Yeten (Baba Hakkı), Sanlı Sarıalioğlu, Rasim Kara, Rıza Çalımbay, Metin-Ali-Feyyaz ve daha birçok değerli isme ve bunun da ötesinde Beşiktaş ruhuna ev sahipliği yapmıştı.

2012-13 sezonunun 33. haftasındaki Gençerbirliği maçıyla İnönü Stadı’na veda eden Beşiktaş, Fikret Orman başkanlığındaki yönetimin yoğun çalışmaları sonucunda eski stadı yıkarak yerine kendi imkanlarıyla Vodafone Arena'yı inşaa etti.

2 Mart 2016

Bir daha CÜNEYT ÇAKIR'ı Beşiktaş Maçlarında Görmek İstemiyoruz

Beşiktaş Başkanı Fikret Orman bugün bir basın açıklaması ile kulüp üzerinde oynanan oyunları ve hakemlerin çifte standartlarını net ve sert biçimde eleştirdi. Geçen yıl bu şekilde devreye giremediklerinden tüm yük Biliç ve Oyuncuların üzerlerinde kalmış ve son bir ayda şampiyonluğu kayıp etmişlerdi. Bu sefer doğru olanı yaparak saha dışı yollarla belirlenmeye çalışılan kupa yarışlarında devreye girmişlerdir. Bunu sezon sonuna kadar gevşemeden ve daha büyük bir ciddiyetle yapmalarında yarar vardır. Yoksa çoğu sezonda olduğu gibi atı alan Üsküdar'ı geçip, kulüp şerefli ikinciliklerle övünür oluyor. Bilek hakkı ile kazanılan şampiyonluklar ikinciliklerden daha özel ve daha değerlidir.

Aşağıda vereceğimiz basın toplantısında dile getirilen özellikle Cüneyt Çakır konusu olmak üzere tüm konulara katılıyor ve bunların geçmişte benzerlerinin de yaşanılarak Beşiktaş aleyhine gidişatların etkilendiğine inanıyoruz. 

Bu ve benzeri konularda yönetimin her daim devreye girip, hoca ve futbolcuların üzerinden bu yükü almaları lazımdır. Bu konular yeri geldiğinde sahada maç kazanmaktan daha önemli hale gelen kritik konulardır.

İşte Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Fenerbahçe maçında yaşananlarla ilgili basın toplantısındaki açıklamaları

"Bu video (derbi görüntüleri) MHK seminerlerinde ders olarak gösterilmelidir. Bir hakemin maçın gidişatına nasıl etki ettiği gösterilmelidir. Pereira da bunu teyit etmiştir. Bir gazetecinin kırmızı kartlarla alakalı sorusuna verdiği cevap kamuoyunun önünde oldu. Beşiktaş'ın ilk maçında da Ersan'a vermedi diyerek başka yere refere ederek hataları teyit etmiştir."

"Beşiktaş Cüneyt Çakır'ın derbilerdeki hareketleriyle ilk defa karşı karşıya kalmıyor. 11 derbide 7 kere yenildik. 3 beraberlik ve sadece 1 maçı galibiyetle bitirdik. Çakır bu maçlarda Fenerbahçe'ye 14 Galatasaray'a 17 Beşiktaş'a 34 sarı kart göstermiş"

"Senaryo Gözler Önünde"

"Çakır'ın Beşiktaş'la alakalı derbilerdeki hareketleri benim değil istatistiklerin söylediği şekildedir. Fenerbahçe ve koşu mesafelerine baktığınızda 11 km koşan oyuncu yoktur. Oyun o kadar durmuştur ki bize göre maçta adil bir yönetim ortaya koymamıştır. Durumu idare etmiştir. İşin vahim tarafı kamuoyundaki gazeteciler ve gerek Erman Toroğlu, Hıncal Uluç, Turgay Demir bunu yazdılar maçtan önce. Böyle böyle olacak diye. Senaryo tam anlamıyla gözler önünde ortaya gelmiştir. Beşiktaş Fenerbahçe ile ilk defa maç yapmıyor. İlk defa da yenilmiyor. 100 yılları aşmış bir mücadele vardır. Bu maçın skorunu hakemin de bağlamak niyetimiz o değildir. Mesele Beşiktaş'ın karşı karşıya kaldığı haksız durumdur. Buna artık tahammül etme sınırımız kalmamıştır. Beşiktaşlıların nezaketi içinde söylemeye çalışıyoruz ancak MHK'nin acil olarak el atması lazım. Çakır'dan başka hakem mi yok? Her maça onu atayarak çok başarılı atayarak napalım demektedir. Bu bir çözüm değildir."

15 Ekim 2015

Sayın Mustafa Denizli Şişşşşşşşşt...... Lütfen Biraz Saygı



Euro 2016 Avrupa futbol şampiyonasına katılabilmek için yapılan grup maçlarını Türkiye, mucize sayılabilecek bir başarılı bir geri dönüş ile tamamladı. İlk üç maçta neredeyse tüm ümitlerini tüketen ülkemiz milli takımı hadli hadsiz, haklı haksız çok ağır eleştiriler ile karşı karşıya kaldı.

Futbolun sanayileşmesi ile birlikte dönen rantın acımasız, duygusuz bir hale getirdiği futbol dünyasında, pastanın asıl kaymağını yiyen büyük takımların bencil ve şiddete yakın, saygı ve hoş görüye uzak baskın anlayışları nedeni ile o takım taraftarlarında bu seviyesiz, kuralsız ve yıkıcı rekabeti Milli Takımımıza kadar taşımaları tuz biber oldu, bu ümitsiz zamanda.

Ancak Fatih Terim'in başarıya olan güçlü inancı ile kayıp etmeye karşı olan tahammülsüz hali bize mucizevi bir başarıyı getirdi.

Bu mucizede takım kadar son maçlarımızı oynadığımız Konya Torku stadındaki taraftarlar ve milli takımı bağrına basan Konya şehri de büyük katkı sağlamıştır. Futbolculara kayıtsız şartsız destek sunan taraftar, bırakın İstanbul seyircisinin köstek olmasını, takımı her tökezlediğinde, her nefesi kesildiğinde kolundan tutan bir eli, güçlü çıkan bir nefesi oldu.

İstanbul'un kayıp olan tüm güzellikleri Konya stadında candan duygularla takıma sunulmuştur. Çıkara dayalı olmayan, taraftarlık ayrımı olmayan, başarıya odaklı olmayan, küfür, hakaret ve ayrıştırıcı olmayan bir taraftar desteği orada Milli Takıma güç takat olmuştur.

Hiç gitmeme ihtimalinden Playoff hayali peşine takılan bizler O GÜN turnuvaya doğrudan katılmayı hak ederken, tek bir bayrak altında tek bir yürek olarak Milli Takımımızla bir nefes olup düze çıkmışken, bazı kararmış yürekler, bazı kör gözler, bazı sağır kulaklar bu sevince gölge düşürüp, Konya şehrine tarihin en büyük haksızlıklarından birini vicdansız bir biçimde yapmışlardır.

Konya seyircisi Milli Takıma verdiği bu candan desteği, saygıyı, edebi çoğu statta iddiasız maçlarda bile görülmeyen bir olgunlukla rakip takım marşı ile başlayıp, kendi marşının coşkusu ile sürdürerek Saygı duruşu anına gelmiştir.

Olayın Milli duygularımızı rencide eden karanlık tarafları, devletimize karşı haksız ithamlar ile dolu tuzakları olmasına karşı kayıp edilen mahsum vatandaşlarımızı için yapılan saygı duruşuna da büyük bir titizlik ve vakurlu bir duruş ile tüm stat katılmıştır.

Abartılarak, haksız, yalan ve art niyetli açıklamalar, karanlık kampanyalara göre dillendirilen olay münferit olarak bir kaç kişi tarafından başlatılmak ve tüm stadı etkilemek adına yapılsa da, Stadın genel havası bozulmadan kendi içinde bastırılmıştır. Orada hakim olan ortak akıl ve stadın muhteşem duygu birlikteliği, saygı duruşunu bozmadan, oluşan havayı dağıtmadan çok güçlü bir edepli ŞİŞŞŞŞŞT ile bir kaç kişilik koroyu amacına ulaşmadan susturmuştur.

27 Ağustos 2015

Başarı Bu Fotoğrafta Gizli

Galatasaray'ın mucizevi sayılabilecek bir sezonun ardından şampiyonluğa ulaşması üzerine 26 Mayıs 2015 tarihli "Şampiyonluk bu fotoğrafta gizli" isminde bir yazı kaleme almıştık.

O yazıda özetle "Hamza hoca ile Albayrak’ı ekranlarda yukarıdaki poz ile görünce, bir Beşiktaşlı olarak Eyvah! Dedik, gitti şampiyonluk. Keşke biraz daha geç kalsa idi Aysal diye iç geçirdik, ama nafile. Ucu ucuna yakaladılar, kaçacak olan Şampiyonluk trenini bu akılıca hamle ile bir anda. Albayrak ve Hamza hoca takımda eksik olan ruhu kazandırarak bu başarıya ulaştılar. Beşiktaş’ta eksik olan Albayrak’ın moral motivasyon katkısı hem Hamza hocaya güç verdi, hem de oyunculara yere sağlam basmaları ve bir araya gelip onun etrafında kenetlenmelerine ön ayak."

Sezon başladı. 2 hafta olmasına rağmen Galatasaray'da sıkıntı ve kronik huzursuzluk şimdiden ortaya çıktı bile. Bize göre bu sıkıntı böyle devam ederse, yine geçen senenin benzeri bir başlangıç bekliyor onları. Eksiklik yine aynı. Hocanın işine odaklanmasını sağlayacak, onu çeşitli kulüp içi çekişmelerden uzak tutacak ve futbolcuların nazını çekecek bir yöneticinin olmayışıdır.

Geçen sezonda benzer hatayı yapan eski başkan Aysal zamanında hatasından geri dönerek bunu Albayrak ve Dürüst ile telefi etmeyi başarmıştı. Unutulmamalı ki ülkemizde futbol saha içinden çok saha dışındaki mücadele ile başarıya ulaşmaktadır. Üstelik birde olaylara duygusal yaklaşımımız eklenince saha içi sadece bir formaliteye dönüşen angarya haline gelebiliyor. Malumun ilanı skor tabelalarında bir bir belirip, ağızlarımıza sakız oluyor.

26 Mayıs 2015

Şampiyonluk Bu Fotoğrafta Gizli

Bir sezon daha tamamlandı ve şampiyon belli oldu. O kadar kavga, gürültü sonrası 3 takım kümeye giderken, bir takımda Şampiyonluk unvanına kavuştu. Sezonun itici motivasyonu Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki 4. Yıldız rekabeti idi.

Tatlı bir rekabet demek isterdik, ama bu tamamı ile sezonun tadını kaçıran saçma bir iddiaya dönüştü. Neyse bu hafta ile bu saçmalığı da geride bıraktık.

Sezon başında en güçlü şampiyonluk adayları yıldız sevdalısı Galatasaray ve Fenerbahçe idi. Plase olarak Beşiktaş, sürpriz ise Trabzonspor, Bursaspor ve Eskişehirspor’du.

Sonra görüldü ki sürprizler hakikatten tam sürprizmiş! Ama ters yöne doğru. Bir ara bu üç takım da küme düşme potası etrafında dolaşarak epey heyecan yarattılar.

Trabzonspor başta yaptığı hoca seçimi, sayısı bilinmeyen akla ziyan transfer politikası ile kendi etti kendi buldu.

Bursaspor ise yönetim problemi, yeni hoca ve sistemi ile geç adapte oldu, ama sezon sonu takdirle kapatıp iyi bir yerde sezonu tamamladılar. Üstelik Türkiye Kupası’nda küçük bir mucizeye imza atarak, ilk maçı kendi sahalarında 1-2 kayıp ettikleri yarı finalin rövanşında, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 0-3 ile geçerek finale çıktılar. Aslında bu maç onların nereye geldiklerini, Fener’in ise nereye gittiğini gösteren bir mücadele idi.

Beşiktaş yine gönüllerin şampiyonu, sezonun kayıp edeni idi. Koskoca ligi kupasız kapatmak onlar adına büyük bir üzüntü kaynağı oldu. Sezon ortasında öyle zamanlar oldu ki, Avrupa dahil 3 kupanın hayalini kurarlarken, sezon sonu ellerim bomboş şarkısı ile hüzün dolu özüne dönüyorlardı. Statsızlığı handikabını son düzlükte en ağır şekli ile yaşayan takımda tüm direnç anlaşılmaz birbirinde birden bire kayıp oldu. Değim yerinde ise hepsinin ayağının bağı çözüldü. Sezon genelinde en iyi yanları olarak gösterilen birlik olma, kenetlenme ve arkadaşlık duygusu bu süreçte yok oldu. Ayrıca diğer önemli bir eksiklikleri de yakalarını bırakmayan ama herkesi bıktıran sakatlıklar oldu. Öyle ki son maçlarını gözden çıkardıkları 3. Kalecileri olan genç ve tecrübesiz Güvenç ile tamamladılar. Bu genç ve yorgun takımın son düzlükteki şampiyonluk stresinde yönetimin devreye girmesi ve onlara güç, inanç aşılaması büyük yarar getirecek, belki de yarışta öne fırlamasına neden olacaktı. Ama nedense yönetim bu noktada geri durdu ve tam anlamı ile hiçbir şey yapmadı. Sonuç olarak bir ay içinde büyük bir çöküş ve alışık olduğumuz ancak tarifinde hala zorlandığımız, canımızı yakan klasik Beşiktaş hüznü ile kaderine razı olarak sezonu noktaladık.

16 Nisan 2015

Fikret Orman BEŞİKTAŞ'ın Şansıdır

O kadar yoğun bir gündemin içinde sporda bir konu birden manşetlere çıkıverdi. Beşiktaş Kulübü haciz ediliyor diye!

Kırmızı bir kamyon ile Beşiktaş'ın kapısına dayanarak makam odasından masa sandalye alarak 5.000.000TL tutarındaki alacağını tahsil etmeye çalıştı. Başlı başına şov amaçlı yapılan ve dünyanın en saçma ve saygısız gösterilerinden biri bu!

Geçmiş dönemin yapmış olduğu akla ziyan ve hiç bir ticari mantığa uymayan anlaşmalardan biri daha Beşiktaş'a bu şekilde zarar verdi. Yapılan onca saçma transfer ve tazminatların ödemesi yetmezmiş gibi daha ne için olduğu bilinmeyen bir hizmet için kulüp böyle bir şova alet edildi.

Kulübü inanılmaz bir borç batağına sokana ve ne gariptir ki bu borcun çoğunu kendine borçlandıran başarısızlık abidesi giderken kendine de kulüp çeki yazdırtmayı ihmal etmemiştir.

Üçüncü taraflara karşı kulübün kayıplarını karşılayacağı yerde birde düşüncesizce kendi alacaklarını kurtarma derdine düşmüştü.

10 Aralık 2014

Saygı Kıtlığı

Geldiğimiz nokta bu: Pek haşmetli böyük ve öfkeli oyuncu milli maça saatler kala stadı terk edip gitmiş. Bütün haşmetli ve racon sahibi böyükleri gibi yaparak tepkisini anında koymuş, haddini bilmeyen Stattaki 40.000, ekrandaki milyonlarca taraftara.

Nasıl ki;

* Rakibinin boynunu sıkanlar gibi
* Önüne gelen küfür edeler gibi
* Hakem odasını basanlar gibi
* Federasyon başkanını takmayanlar gibi
* Sokaklardan köpekleri temizleyenler gibi
* Evlerinden adam aldıranlar gibi

Racon bu. Hesap anında kesilir, gücün gereği yapılır. Kimse de gıkını çıkaramaz. Bunlar böyledir. Bu sektörün önde gelenleridir. Başkanından oyuncusuna birdirler. Birbirlerini korurlar. Başkan olmazsa hoca, hoca olmazsa Federasyon!

Futbol denilen medet, eğlence için, keyif için yapılan bir şeydi. Şimdiki gibi hayat memat meselesi değildi. Bir topu iki direk arasından geçmesi ile ne dünyalar kazanılıp ne dünyalar yitiriliyordu. Ama şimdi iş paraya dönünce, güce dönünce , Futbolda en lanet oyuna dönüştü. Keyiften başka her şey var içinde. Sigara gibi içinde binlerce zehiri barındıran bir şeye dönüştü.

Bu işin temeli taraftar, son damlasına kadar sömürülen bir metaya dönüşürken, burada oluşan nemadan beslenen bir açgözlü/güç peşinde koşan bir kesim oluştu. Hiçbir kuralı, hiç bir insanı değerı tanımayan bir kesim. Bunun içinde, bu işle ilgilenen ve işi olan her kesimden önemli başlar var.

13 Kasım 2014

Türk insanını bazı gerçeklerle yüzleştirdiğimiz için mutluyum!

Aslında bu konuda yazmayı düşünmüyordum. Futbol olarak paraya endeksli yapımız çöktü. Az başarılı olan, az bir şeyleri iyi yapan dünyaları kazanıp, kibir/ukalalık vb duyguları tavan yapıp, kısa bir sürede de yok olup gitmekte.

Futbol sistemimizde bırakın başarıya, başarmanın umuduna bile yüz binlerce dolar ödemekteyiz. Futbolcular almaya gelince hamutuyla götürürlerken, başarısızlıkta ise sonsuz bir tevazu ile anlayış beklemekteler!

Bu yazıyı kaleme alma nedenimiz 2.000.000$ vererek bizimle maç oynama lütfüne ikna ettiğimiz ve 4 gol yediğimiz Brezilya maçındaki protestolara karşı çok kıymetli futbolcularını korumak isteyen Fatih Terim'in şu açıklamaları oldu:

"Türk insanını bazı gerçeklerle yüzleştirdiğimiz için mutluyum! Oyuncularımız protestoyu hak etmedi. Kendi evlatlarımızı dövmeyelim. Futbolcularım dayak yemekten bıktı. Geri düşer düşmez hemen federasyona, başkanına, bize, oyunculara yuhalamalar. Bu kültürü de ortadan kaldırmalıyız" ifadelerini kullanan Terim, "Brezilya Milli Takımı'nı, Neymar'ı alkışlamalıyız. Peki bizim çocuklarımız niye yuhalanıyor. Kendimize kastımız nedir? Çözüm yolu bu değil. Çocuklarımızı üzmekten, dövmekten geçmiyor çözüm. Onlar destek görecek ki biraz daha mücadele etsinler. Yoksa bu durumdan kimse memnun değil. Ben de üzülüyorum ama onlar daha fazla üzülüyor"

Açıklamanın sonunda çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir cümle daha kuruyor;

"Kaybetmenin dünyanın sonu olmadığı bir ortam oluşturmalıyız"

İşte buradan eleştirilerimize başlıyoruz! Sayın Terim,

* Kayıp etmek dünyanın sonu değil, tamam! Doğrusu da bu. Peki kazanınca dünyaları niye istiyor oyuncalarınız.
*Önceden Milli Takım gönülden, milli duygular ile koşa koşa gidilen bir yerdi, şimdi parasız (bazen miktarı beğenmedikleri de oluyor) adım atan var mı?
* Bırakın başarıda prim vermeyi, şimdi başarısız olduklarında da prim almıyorlar mı oyuncularınız?
* Bizimkilerin cebini doldurduğumuz yetmiyormuş gibi, birde rakip takıma 2.000.000$ vermek hangi kitapta var? Bu milli takım mı, yoksa Harlem mi?

3 Kasım 2014

4.Yıldız saçmalığı karanlığa götürüyor...

Dün akşam her zaman ki gibi sıradan ve hiç bir anlamı olmayan bir derbi oynandı. Sahadaki takımlar arasındaki fark siyah ile beyaz kadar netti. Bir tarafta başarı için, kazanmak için her şeyi mubah gören bir anlayış ile; Önce ilkeler, önce insanlık, önce centilmenlik diyen bir anlayış vardı.

Bir tarafın gözünü ve ruhunu dördüncü yıldızın saçma sapan ışığı karartmışken, bir tarafın içinde futbola dair güzellikleri canlandırmak isteyen küçük kıvılcımlar parlamaya çalışıyordu. Kendi yağı ile kavrulan, geçmiş bonkör ve beceriksiz yönetimlerin enkazınından güzel bir yapı ortaya çıkarmaya çalışan, güzel ruhlu bir ekip ile kendini dev aynasında gören, bütün başarıları kendinden bilen ve kendi hırsları uğruna bir kalemde her şeyi silebilen karanlık bir ruh vardı sahada.
Kayıp etmenin eşiğine gelmiş ve kendisini esir alan yeni takıntısı 4. yıldız adına gözünü hepten karartmış taraf, bu karanlık yüzü ile 3 puanı aldı. Sadece o kadar. Karanlık bir 3 puan.

Hâlbuki futboldan soğuyan ve kaçan büyük bir kesim, taraftarı olsun olmasın Beşiktaş ile tekrardan keyif almaya başlamıştı. Her maç sonrası kazanılsa da kayıp edilse de yüzlerde bir heyecan ve keyif oluyordu. Beşiktaş'ı anlatan yorumculardan destekleyen taraftarına kadar herkesin yüzünde bir ışık parlıyor, sesinde bir kıvılcım çıkıyordu içimizi ısıtan.

Bu yıl kendi gibi, dördüncü yıldız uğruna tüm sezonu tutsak eden ve beceriksiz bir yönetimle bu savaşta tekleyen Sarının diğer yanı kırmızı geri düştüğünden, ciddi bir rakip olma potansiyelini ve karanlık saldırıların hedefi olma bahtsızlığını yitirdiğinden; Sarının lacivert yanının saldırılarındaki tek hedef futbolumuzun aydınlık yüzü Beşiktaş oldu. Öyle bir göz dönmesi, öyle bir 4. yıldız sevdası ki bu, daha düne kadar dost ve kardeş denilen takım sadece bir 3 puan uğruna en yakışıksız bir biçimde saldırı oklarına hedef oluyordu.

19 Eylül 2014

CHP ile Çarşı her şeye karşı!

Başarının ölçütü küçük nüanslar ile farklılık gösterse de, genel kabul gören, en tepeye çıkmak, en önde varmak gibi, bir numarayı hedefleyen en'lerin en üstüdür. Futbolda şampiyonluk tek ölçüt iken, ikincilik veya yan kupalar geçici teselli sağlayan sonuçlardır. Süregelen sezonlarda üst düzey takımlar için mutlak başarı, kupaya uzanmak, sezonu tepede tamamlamaktır. Siyasette ise başarı seçim kazanmak, iktidara uzanmaktır. Mazbata nihai hedeftir.

Başarısızlık zamanlarında yöneticiler/yarışanlar, taraftarlarınca ve medyaca hedef tahtasında yer alırlar. Bundan sıyrılmak için ilk hamleyi genelde yöneticiler yapar. Eskiyi kovup, yeniyi getirerek. Başarısızlık sürdükçe sıra onlara da gelir. Kimi istifa eder, kimi seçimle güven tazelemek ister. Eğer hala başarı gelmiyorsa taraftar takıma/partiye sırtını döner ve yalnızlığa mahkûm eder. İşte o zaman yöneticilerin gitmekten başka çaresi kalmaz.

Böyle umutsuz zamanlarda yöneticiler risk almazlar ve en garanti yöntemler ile doğrudan sonuca gitmeye çalışırlar. Burada karşılarına ekonomik ve mental zorluklar en büyük engel olarak çıkar. Çünkü başarı için en garanti yöntem başarılı olanları tarafına çekmekle olur. Bu pahalı ve ikna süreçleri zor anlardır. Hem paradan hem de prensiplerden tavizler verilemeye başlanır. Bu tavizler ve maliyet yükseldikçe, tercihlerde alt basamaklara doğru inme başlar.

Futbolda tercih edilen yöntem, başarılı takımların kadroda yer bulamayan gözden düşen yıldızları ile kendini ispat etmemiş gelecek vaat eden genç oyuncuların kurtarıcı olarak seçilmesidir. Siyasette de bunun karşılığı, kendi partisinde yer bulamayan, parti kuramayan, eskiden öne çıkmış siyasilere yer açmaktır.

Süleyman Seba Sezonu olmanın zaruretleri....

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören bugün TFF'nin İstinye'de yer alan merkezinde yaptığı basın toplantısıyla 2014-2015 futbol sezonunun Süleyman Seba Sezonu olarak isimlendirildiğini duyurdu.

Demirören'in yaptığı konuşmadan seçmeler:

* Biz sorumlu Federasyon olarak, önlem alınmadığı takdirde Türk futbolunun saygınlığını tehdit edecek bu çirkin manzara karşısında açık ve kararlı bir tavır alıyor, Türk futbolunun tüm paydaşlarını bu tavrı desteklemeye çağırıyoruz.
* Bundan böyle sahalarımızı savaş alanına çeviren sözde taraftarlar, demeçleriyle ekranlarımızı işgal eden kimi yöneticiler ve başkanlar, yorumlarıyla çirkinliklere çanak tutan bazı medya mensupları ve hırçınlıklarıyla şiddeti körükleyen bazı futbolcuların aramızda barınamayacağı bir süreci başlatıyoruz.
* Devletimizin ve Gençlik ve Spor Bakanlığımızın tam desteğiyle, futbol ortamını tüm çirkinliklerden ve sportmenlik dışı davranışlardan arındırmak için gereken her şeyi yapacağız.
* Eski kırgınlıkları gündemde tutarak futbol ortamını geren, sürekli kavga eden yöneticiler gelin daha güzel bir lig adına, bu kötü alışkanlıktan bir an önce vazgeçelim. Camianıza sahip çıkmak bahanesiyle verdiğiniz demeçlerin tüm Türkiye'ye zarar verdiğini artık anlayın. Maçlardan önce taraftarları galeyana getirecek gelişi güzel açıklamalar yapmadan lütfen bir değil üç kez düşünün.
* Sahada ter döken futbolcularımız, maçlardan sonra tüm kameralar size çevrilmişken, çoluk çocuk milyonlarca insana hitap ettiğinizin bilincinde olun, herhangi birisi gibi değil, örnek bir sporcu gibi davranın. Maç kaybedin, kupa kaybedin, para kaybedin ama asla kendinizi kaybetmeyin. Rakibiniz yenildiğinde kontrolsüzce sevinerek onu tahrik etmek yerine, kendinizi onun yerine koyun, üzüntüsüne saygı duyun.
* Futbol sahalarını cehenneme çevirenlerin, sahaya girip futbolcuya tekme atacak kadar kendinden geçenlerin cezasını tam verin.
* Komik savunma cümlelerine itibar etmeyin, arka çıkanlara meydan vermeyin, iyi niyetinizin istismar edilmesine göz yummayın.

15 Ağustos 2014

Adam yapan Adam gitti

O bir Efsane idi. Bir benzeri olmayan bir insandı. Yokluktan varlığa, müzmin kayıp edenden sürekli kazanana çevirdiği Beşiktaş ile özdeşleşmiş büyük başkandı O.

Kimden dinlerseniz dinleyin Onun hakkında tek olumsuz bir söz duyamazsınız. Belki başkan olarak biraz tutumlu denirse ki, o da aslında iyi bir meziyettir. Hele ki günümüzün savurgan ve beceriksiz örneklerini gördükçe!

Ne bir zengin tayfaya, ne devletin arkasına ne de taraftarın sırtına binmeden bir Kulübü mülk zengini, kupa zengini yaptı. Her yönü ile tüm ülkeye örnek gösterilen ve gıpta ile bakılan bir Kulübe sahip oldu.

Fazla harcamadan, borca batmadan, kaynakları satmadan oluşturduğu takım ile hayale gelmeyecek başarılara ulaştı. Üstelik hakkı ile ve hiç kimsenin hakkını yemeden.

Onu fazla para vermediği oyuncu da sevdi, transferler ile coşturamadığı taraftar da sevdi; Onu kesin üstünlük kurduğu rakibi de sevdi, o takımların kupalara hasret bıraktığı taraftarları da sevdi.

O futbolculara ve taraftarlara adam olmayı öğretti. Ne zaman ki futbol sanayileşti, profesyonelleşti futbolda, adam olmakta bir o kadar zorlaştı. Tam da o dönemde ayrıldı çok sevdiği Beşiktaş'tan ani gözüken bir veda ile. Her şey ham kaldı, her şey çiğ kaldı bir daha olgunlaşamadı toy toy delikalılılar bu vahşi arenada. Ne tadı kaldı ne tuzu, peşinden koşulan topun, eskisi gibi.

7 Ağustos 2014

Beşiktaş'ı Kim Sevmez ki!

Dün akşam futbol severler için harika bir akşamdı. Beşiktaş şampiyonlar ligi ön eleme maçında geçmişi başarılar ile dolu, futbolda ekol bir ülkenin takımı Feyenoord'u net bir skor ile yenerek bir üst tura çıktı. Uzun yıllar sonra katıldığı Avrupa kupalarında belki de en rahat, en stressiz maçlarını çıkardı. İki maçı da kazanma başarısı gösteren Beşiktaş, sezona harika bir başlangıç yapmış oldu.

Kuralar çekilip rakip belli olduğunda sahip olunan endişeler ve turu geçme konusundaki umut böyle rahat bir eleme maçları olacağını göstermiyordu. Rahat gibi gözükse de temelinde başarılı bir takım oyunu, güzel planlanmış bir sistem ile sahada ortaya konulan üst düzey mücadele bu sonucu doğurdu. Tabii ki öncelikle ve içtenlikle teknik kadroyu, oyuncuları tebrik etmek gerekiyor.

Maçlara bakıldığında takımda ilk göze çarpan takımdaşlık duygusu, amatörce bir ruh ve keyif alınarak yapılan bir eğlence göze çarpıyor. Günümüzün gergin, keyifsiz, sahici olmayan gösretişe dayalı, yüksek egolu takımların varlığı karşısında, Beşiktaş'ın bu havası futbolu keyif içinde izlenir kılıyor. Ve bu oyuna karşı eskide kalan güzel duyguları canlandırıyor. Öyle ki sahada futbolcuların içten ve çocukça sevinçleri, ekran başında bizleri de etkileyip hoplayıp, zıplayıp koca adamların çılgınca maça dahil olmalarını sağlıyor. Bu oyun keyif vermeye başlıyor.

Bu havanın, bu duyguların sezon genelinde sürmesini canı gönülden diliyoruz. Umarız ki sezon ilerledikçe endüstriyel futbolun vahşi dünyası, Beşiktaş’ın bu havasını boğmaz, sakat bırakmaz. Bu oyun ne kadar keyif verirse o kadar izlenir olur. Seyirci ruhu ile bu oyuna katıldığında oyunun bir parçası olur. Onun için bu oyunun güzelliğini, güzellik katanlarını korumalıyız. Rekabeti eğlenceli ve sürükleyici bir hale getirmeliyiz.

Beşiktaş'ın bu keyifli hali, kendisine sempati duyanları artırırken, antipatik bulanları azaltmaktadır. Başa oynayan takımlar içinde belki de rakiplerince sempati duyulan tek takım Beşiktaş'tır. Bu sempatinin dışa vurumları çeşitli biçimlerde görünmektedir. Buna en son ve en güzel örnek dünkü maç sonrası Arda Turan'ın açıklamaları oldu.

Kendisi de hayattan keyif almaya odaklanmış ve bu özelliği ile çevresine güzel duygular yayan Arda dün şu güzel sözleri çekinmeden söylemiş: "Beşiktaş’ı çok seviyorum. Tur atladıkları için çok mutlu oldum. Futbolcularını, teknik adamlarını ve taraftarlarını kutluyorum. Umarım üst turlarda bu başarıyı sürdürürler"

9 Temmuz 2014

Brezilya 7-1 Çoktan Haketmişti

Dünya kupası tarihinde en şok edici sonuçlardan biri dün Almanya - Brezilya yarı final maçında yaşandı. 5'i ilk yarım saatte olmak üzere Almanya tam 7 gol ile tarihe geçecek bir skor elde etti. Böyle ağır bir yenilgi Brezilya tarihinde yok.

Skorun yüksekliği olmasa da Brezilya'nın kötü bir sonuç alması bizi fazla şaşırtmadı. Hatta biraz güçlü bir grup olsa idi üst tura bile çıkamayacaklarını düşünüyorduk.

Daha ilk maçta Brezilya'nın durumu ortaya çıkmıştı. Hırvatistan maçı skor olarak 3-1 Brezilya’nın üstünlüğü ile bitmiş olsa da maç son dakikalara kadar başa baştı. Hatta Hırvatistan çok rahat öne geçecek pozisyonları da bulmuştu. Ama çok tartışılan bir penaltı ile öne geçen Brezilya, uzatma dakikalarında bulduğu 3. gol ile galibiyete ulaşmıştı.

Brezilya'da bu maçta göze çarpan en önemli şey dağınık olmaları, takım oyunu oynamamaları ve turnuva değil de bir gösteri maçına çıkıyorlarmış havası olmuştu. Daha ilk maçta kendi kalesine gol atan Marcelo'nun gayri ciddi oyunu, Hulk'un verimsiz çabaları ile Neymar'ın kurtarıcı olarak üzerine aldığı yük kötü bir geleceğin işaretleri idi. Bu sonun bu kadar geç gelmesinin en önemli nedenlerin den biri olan Tiago Silva'nın defanstaki üstün oyunu idi. Tabii ki Rakiplerin Brezilya isminden çekinmeleri, hakemlerin yanlı tutumları ile ev sahibi olmanın avantajı da onları buraya kadar getirmişti.

Burada en önemli pay hoca Scolari'nin. Direnci ve disiplini az bir takım kurgusu ve oyuncu seçimi yapması başarısızlığın ana unsurudur. Neymar'ın kişisel yeteneklerine dayalı bir oyun ve saha içinde keyfi davranan oyuncuların varlığı tabii ki böyle üst düzey bir turnuvada af edilecek konular değildir. Yarı final maçına kadar gruplarda Hırvatistan'ı hakem ile geçip, Meksika ile berabere kalan bu takım, bi üst turda Şili'yi çok zorda olsa penaltılarla eleyebildi, ancak. Sonrası çeyrek finalde ise ismi ve tecrübe üstünlüğü ile Kolombiya'yı 2-1 ile elediler. Bu maçta Kolombiya biraz daha cesur ve kendine güvenerek oynasa idi, rahatlıkla üst tura kendileri çıkacaktı.

29 Haziran 2014

Cim Bom Bom Halkındır, Galata Sarayındır

Fatih Terim olayında beklenen son çabuk geldi.

Yönetim kurulu "Fatih Terim" ana gündem maddesi ile yaptığı toplantıda aşağıdaki gerekçeler ile sözleşmesini fesh etti.

1 - Yönetim kurullarımızın sözleşmesini iki yıl uzatma kararı almasına cevaben teknik direktörümüz Sayın Fatih Terim'in kendisine yapılan yeni sözleşme önerisini kabul etmediğini açıklamış olması yönetim kurulumuza yeni çözümler aramak konusunda önemli bir sorumluluk yüklemiş bulunmaktadır

2 - Yaşanan gelişmeler Galatasaray'ın tüm sportif başarılarının temelinde yer alan Galatasaray değerlerine zarar verecek aşamaya gelmiştir.

3 - Yönetim kurulumuz her şeyden önce bu değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması sorumluluğu altındadır.

4 - Galatasaray'ın tarihsel süreçte oluşmuş yönetim şekli gerek kurum içi hiyerarşi bakımından gerekse görev, sorumluluk ve yetkilerin dağıtımı bakımından kuşku ve tereddüt götürmeyecek ölçüde bellidir ve nettir. Bu sorumluluğun gereği olarak camiamızın daha fazla yıpratılmasını engellemek amacıyla yönetim kurullarımız oybirliği ile Sayın Terim'in sözleşmesinin feshi için kendisine bildirimde bulunulması kararı almıştır.

Özetle Fatih Terim ast/üst ilişkisi gereği patron/eleman ilişkisinde üzerine düşen itaatkâr ve boğun eğen duruşu Başkan ve nezdinde ki yönetim kuruluna göstermediği için kovuldu.

Zaten zaruri nedenlerle bir araya gelen bu ekip, yürütülen uzun ve kademeli bir operasyon ile son ve en güçlü halkası olan Fatih Terim ile yolları ayırarak birlikteliklerini sonlandırıyordu.

Bu olayın temeline inmek istersek bize en sağlıklı ve anlamlı veriyi dün akşam kovulmanın ardından Fatih Terim'e destek veren taraftarların bir sloganında bulabiliriz;

"Cim Bom bom halkındır, lisenin değil"

7 Haziran 2014

Okmeydanı'nda molotof kokteylinden başka OK da atılıyor

Dün bir haber bizleri epey şaşırttı. Bilal Erdoğan, Okçuluk Vakfı tarafından düzenlenen bir turnuvanın açılışında Ok attı. Şaşırdığımız Bilal Erdoğan’ın ok atması değildi.

Bizler aylardır Okmeydanı'nda ki gösteriler ve üzücü haberler ile içli dışlı olduk. Okmeydanı denilince aklımıza Molotof kokteylleri, Kırmızı bandanalı gençler, kısa şortları ile polise taş atan çocuklar,Akrepler, taşlar, Gaz bombaları,yangınlar, barikatlar ve ölen insanlar geliyor....
Bu olayların boğucu sıkıntısı içinde bizleri tebessüm ettiren ve üzerine bir yazı yazmaya niyetlendiren bir olayda Okmeydanı sokaklarında meydana geldi.

Yine taşlı, sopalı, molotoflü sokak gösterilerinin bir tanesinde alışılmış, rutin saldırılar polis kontrolünde denetimli olarak yapılırken, göstericilerden biri elindeki molotof kokteylini yanlışlıkla bir evin balkonuna fırlatıyor ve orada yangın çıkıyor. Bu olayı aklımızda unutulmaz kılan ve yüzümüze bir tebessüm getiren Akrepteki polisin anosu oluyor;"Gerizekalı, doğru dürüst atsana şunu!"....

Gel de kahkaha atma, bu olsa olsa bizde olur deme... Polis için monotolf atılması rutine binmiş ve kabul görmüş, onun kızdığı adam gibi atılmaması olmuş. İnanılmaz olan göstericiler de bu sitemi haklı görmüş olmalı ki bir tepki vermemişler, polisin arzuladığı istikametlerde atışlarını sürdürmüşlerdi. Belki de o atışı atan arkadaşlarını fırçalamışta olabilirler.

Oyun oynar gibi, yüzlerce çocukluğunu yaşayamamış kitle, Okmeydanı'nda gönüllerince işte böyle eğleniyorlarmış gibi geliyor yaşananlar.

Bu olay üzerine çok yakında düzgün Molotof atma kursları açılırsa, hatta poliste eğitmenlerden olursa hiç şaşırmam diye iç geçirmiştim. Ne de olsa ülkemizde her şey sonuç odalı değil mi? Başarıya endeksli değil miyiz. Atacaksan molotofunu adam gibi atacaksın yani!

İşte bu zamanlarda dünkü olaya geçiş böyle oldu. Okmeydanı'nda Molotof atma kursu henüz açılmamış ancak orada yıllardır Okçuluk sporu üzerine eğitim veren, turnuva düzenleyen bir Okçuluk Vakfı olduğunu öğrendik. İnanılmaz şaşırdık. En çok ta bu Vakfın merkezin Okmeydanı'nda olması şaşırttı bizi.

Bu haberden sonra OK olayı üzerinden alaylı, imalı, küçümseyen ve hatta kötü bir şeymiş gibi gösteren bir yazı bombardımanı bekledim blogta, ancak yetişmemiş olacak ki beklediğim yazıları hemde manşetten bu sabah gördüm. Ve öğrendim ki "Okçuluk zararlı ve yasaklanmalı... Herkes Molotof atmalı diye!" Bu da blogun usta kalemlerinin bize küçük bir armağanı!

"Ya Hak" diye Bilal Erdoğan'ın elinden fırlayan ok ile "Kahrolsun Devlet" diye fırlayan Molotof'un aynı meydanlarda olması kadar güzel tanımlayamaz hiç bir şey ülkemizde yaşananları herhalde. Burada kimin nerde duracağı ve hangisine taraf olacağı sorunun kaynağı. Seçimler, kavgalar ve neticeler OK ile Molotof arasında iki tercih.

(ilk yayın tarihi:29.05.2014 13:13:52)

Cim Bom Bom Halkındır, Galata Sarayındır

Fatih Terim olayında beklenen son çabuk geldi.

Yönetim kurulu "Fatih Terim" ana gündem maddesi ile yaptığı toplantıda aşağıdaki gerekçeler ile sözleşmesini fesh etti.

1 - Yönetim kurullarımızın sözleşmesini iki yıl uzatma kararı almasına cevaben teknik direktörümüz Sayın Fatih Terim'in kendisine yapılan yeni sözleşme önerisini kabul etmediğini açıklamış olması yönetim kurulumuza yeni çözümler aramak konusunda önemli bir sorumluluk yüklemiş bulunmaktadır
2 - Yaşanan gelişmeler Galatasaray'ın tüm sportif başarılarının temelinde yer alan Galatasaray değerlerine zarar verecek aşamaya gelmiştir.
3 - Yönetim kurulumuz her şeyden önce bu değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması sorumluluğu altındadır.
4 - Galatasaray'ın tarihsel süreçte oluşmuş yönetim şekli gerek kurum içi hiyerarşi bakımından gerekse görev, sorumluluk ve yetkilerin dağıtımı bakımından kuşku ve tereddüt götürmeyecek ölçüde bellidir ve nettir. Bu sorumluluğun gereği olarak camiamızın daha fazla yıpratılmasını engellemek amacıyla yönetim kurullarımız oybirliği ile Sayın Terim'in sözleşmesinin feshi için kendisine bildirimde bulunulması kararı almıştır.

Özetle Fatih Terim ast/üst ilişkisi gereği patron/eleman ilişkisinde üzerine düşen itaatkar ve boğun eğen duruşu Başkan ve nezdindeki yönetim kuruluna göstermediği için kovuldu.

Zaten zaruri nedenlerle bir araya gelen bu ekip, yürütülen uzun ve kademeli bir operasyon ile son ve en güçlü halkası olan Fatih Terim ile yolları ayırarak birlikteliklerini sonlandırıyordu.

Bu olayın temeline inmek istersek bize en sağlıklı ve anlamlı veriyi dün akşam kovulmanın ardından Fatih Terim'e destek veren taraftarların bir sloganında bulabiliriz;

Kan Uyuşmazlığı Galatasaray'ı Zehirler

Fatih Terim ve Ünal Aysal tamamen iki farklı kültür ve karakter. Biri elitist biri avam... Birbirlerine yaklaşmaya, anlamaya birer adım atmak istedikçe sorunlar ortaya çıkmakta. İlişkileri adına uzaktan bakmaları ve susmaları daha faydalı anlaşılan.

İkisi için de ilk karşılaşmaları bir zorunluluktandı. Onları bir araya getiren akıl melekeleri idi, duygusal hiç bir bağ yoktu. İkisi de sağlam bir başlangıç için bu adıma mecbur gibi idiler. Aysal kamuoyunda az bilinen ve kulüp başkanlığı tecrübesi olmayan biri idi. Terim ise başarısız geçmiş dönemler sonrası dinlenmeye çekilmiş bir kayıp edendi. Ve onları bir araya getiren kulüpte en zor ve en başarısız dönemlerini yaşıyordu.

İkisinin de başarı için fazla bir alternatifi yoktu. Normal şartlar altında belki de hiç bir zaman bir araya gelip iki laf edecek bir yaşam tarzları yoktu. İki yarım küre gibi biri güneyde biri kuzeyde idi.

O zor günlerde başlayan ilişkilerinde öncelikleri kulüptü. Kulüpteki karamsar havayı dağıtıp bir an önce sportif başarıları elde etmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için her ikisinin de birbirine ayıracak zamanları hiç yoktu. Biri yönetimsel ve finansal açıdan diğer ise sportif alanda ve mental yapıdaki iyileşme için yoğun mesailerde idi. Tabii ki arada Abdurrahman Albayrak gibi bir paratoner de vardı ki bu ikili arasında pozitif bir elektriklenme yaratamasa da birbirlerine zarar verecek yüksek gerilimleri bertaraf ediyordu. İkisine de anladığı dilden laflar ederek muhtemel krizleri geçiştiriyordu.

Türk futbolu adına kurtuluş Beşiktaş'ı cezalandırmamaktır!

Dün akşam Olimpiyat stadından istenilmeyen ve ucuz atlatılan olaylar oldu. Yaklaşık 77.000 kişi ritmi/heyecanı/gerilimi yüksek bir derbi izlemeye koştu. Coşku ile mutluluk ile... Bu coşkuyu sağlayan Beşiktaş ve yarattığı ruhtu.

Konuyla ilgili en çarpıcı açıklamalar Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan'dan geldi. "Stada çok sayıda kaçak taraftar girmiş. Biletix'ten satılan bilet sayısı 28 bin civarında. Beşiktaş Kulübü'nün sattığı bilet sayısı da 38 bin. Yani toplamda 66 bin biletli seyirci yapıyor. Statta 76 binin üzerinde taraftar vardı. Boş kalması gereken merdivenlerin tamamın doluydu. Bu merdivenleri stada giren kaçak taraftarlar doldurmuş. Tespitlerimize göre stattaki 8 turnike devre dışı bırakılmış. Bunların elektronik kabloları kesilmiş. Doğu tribün tarafında 10 kapının kilitleri kırılmış. 3 kapı ise tamamen kırık" ifadelerini kullandı.

Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki olayların ardından 66 kişi gözaltına alındı. İlk yapılan sorgulama sonunda bu kişilerin büyük bölümünün Gezi olaylarından da sabıkası olduğu öğrenildi. Polis, yayıncı kuruluştan tüm görüntüleri isterken bugün geniş çaplı bir operasyon başlatılacak.

Siyah-beyazlıların en etkili taraftar grubu Çarşı, derbide yaşanan olayların kendileriyle ilgisi olmadığını açıkladı.

Twitter hesaplarından yapılan açıklamalarda Beşiktaş Çarşı ve Çarşı şu ifadeleri kullandı:

Beşiktaş Çarşı: Sahaya atlayanların Çarşı grubu ile zerre alakası yoktur. Bu işler organize edilmiş ve uyulmuştur. Melo sebep değil, araçtır.
Ve sahaya girip olaylara sebebiyet verdiği gerekçesi ile gözaltına alınan 65 (sadece altmış beş kişi!) serbest bırakıldı.

Ve tüm gazeteler, TV'ler Beşiktaş'a büyük cezalar kesmeye başladı!
Neyin cezası Allah aşkına!