Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2018

Çocuk!

Her nedense bu resim çok fazla etkiledi bizi. Resmin yarattığı duygulara tepkisiz kalamadık. Resmin üstüne içimizde yankılanan sesi işledik. Sonra bu resmi sayfaya koyup kurtulalım dedik! Olmadı, bir şeyler yazmalısın diye içimizdeki ses ortalığı yıktı.

Keşke, insanlıkta çocukların kılına zarar gelse ortalığı yıksa; Kendi faydası uğruna çocukların dünyalarını yıkmasa!

Çocuklar hiç olmadığı kadar yıkım altında bu acımasız, duygusuz zamanlarda. Varlıkta, yoklukta; Sevgide, nefrette; Savaşta, Barışta her ne varsa çocukları un ufak ediyor. Yetişkinlerin dünyasında çocuklara yaşama imkânı yok. Çocukluk diye bir kavram kayıp oldu, olacak durumda. Yaşamın tüm sevabını, günahını çocuklarımızın üzerine yıkıyoruz.

Çocukları, çocuklukları koruyamıyoruz. Dünyalarımızın kiri, pası, karmaşası, telaşı, sahtekârlığı, pisliği, acımasızlığı, vakitsizliği, hızı, sabırsızlığı çocuklarımızı mahvediyor.

Kimisi aile içi şiddete, kimisi devletlerarası şiddete, kimisi vahşi ticarete, kimisi cehalete, kimisi kibir dolu bilgiye, kimisi teknolojiye, kimisi geri kalmışlığa kurban ediliyor.

Kalıplarımıza, evlerimize, kalplerimize, cüzdanlarımıza, kibrimiz, açgözlülüğümüze sığdıramadığımız çocuklarımız un ufak olup gidiyor.

Çocuklarımızı parçalamaktan, un ufak edip bu hayatın en güzel zamanlarını heba etmekten vazgeçmeliyiz. Onlara karşı yapılan her kötülükte bir dağ gibi önlerinde durmalı, onları çocuksu dünyalarında gönüllerince yaşamalarını sağlamalıyız.

Çocuk olmayan/çocukluğu yaşayamayan büyüklerin ne vicdanı ne insanlığı ne de ruhu ayakta kalır.



26 Aralık 2015

İşgal Değil İHYA, Yağma Değil FETİH

Star Gazetesi, “Necip Fazıl Ödülleri” dağıtım törenine katılarak bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, temelinde sevgi, ilim, irfan, fikir, vicdan ve merhamet olmayan devletlerin fiziki gücü ne kadar fazla olursa olsun büyük devlet sayılamayacağını vurgulayarak, “Tarih, belli bir dönem zulümle, kanla, savaşla geniş topraklar işgal etmiş, ancak kısa zaman sonra saman alevi gibi sönmüş bir devletler kabristanıdır. Çünkü zulüm payidar olmaz. Bizi, tarihteki diğer devletlerden, diğer medeniyetlerden ayıran asıl fark işte budur” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Star Gazetesi tarafından bu yıl 2’ncisi düzenlenen Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri’nin sahiplerine verildiği ödül törenine katıldı. Necip Fazıl Kısakürek’in kültürel ve manevi mirasını yaşatmak amacıyla düzenlenen ödüllerin sahiplerini bulduğu geceye, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte eşi Emine Erdoğan, bazı bakanlar, mülki idare ve yerel yöneticilerin yanı sıra bilim kültür, sanat ve edebiyat çevrelerinden sanatçılar ile çok sayıda davetli katıldı.

Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen törende; Şiir Ödülü’nü Şair Cevdet Karal, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın; Tercüme Ödülü’nü Senail Özkan, Kültür Bakanı Mahir Ünal’ın; Fikir Araştırma Ödülü’nü İlhan Kutluer, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un; Hikaye Ödülü’nü Sibel Eraslan, Emine Erdoğan’ın; Saygı Ödülünü ise Rasim Özdenören, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın teklifi ile Yazar Nuri Pakdil’in elinden aldı. Ödül sahiplerinin kısa konuşmalarla duygu ve düşüncelerini aktardığı törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir konuşma yaptı.

“Necip Fazıl Ödülleri, Ülkemizin Fikir, Sanat Ve Edebiyat Hayatındaki Hüner Sahiplerini Tanıtıyor”

Necip Fazıl Kısakürek’i rahmetle yâd ederek ve onun adına düzenlenen ödüllerin yayın, edebiyat ve fikir dünyamız için hayırlara vesile olmasını dileyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Necip Fazıl’ın hatırasına sahip çıkan Star Medya Grubu’na, sahiplerine ve yöneticilerine, ödül jürisinde yer alan sanatçı ve akademisyenlere de teşekkür etti.

Ehli hünerin kadrini bilmek de büyük bir hünerdir’ sözünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hüner sahibi olmak, iyi bir yazar, ufuk açan bir fikir adamı, seçkin bir sanatçı, büyük bir zanaatkâr olmak gerçekten önemlidir, bu vasıflar başlı başına bir değerdir. Ama işte bunun kadar önemli olan bir husus da, bu hünerin kıymetini idrak etmek, onların eserlerine hak ettiği değeri verebilmektir. Ben, Necip Fazıl Ödülleri’nin, ülkemizin fikir, sanat ve edebiyat hayatındaki hüner sahiplerinin tanınmasına, taltif edilmesine, kıymetlerinin anlaşılmasına vesile olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

“Medeniyetimiz; Bir Söz Ve Yazı Medeniyetidir”

Medeniyetimizin, aslında bir söz ve yazı medeniyeti olduğunu belirten ve tarih boyunca kurduğumuz büyük devletlerin arkasında, akil devlet adamları ve basiretli siyasetçiler kadar, mütefekkirlerin ve âlimlerin olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim tarihimizde büyük devlet adamlarıyla gönül dünyamızın manevi önderleri, her biri bizim için adeta kutup yıldızı olan arifler hep yan yana, omuz omuza olmuşlardır” dedi ve şunları ekledi: “Şöyle tarihimize bir göz atalım. Büyük Selçuklu'nun inşasında Alparslan’ın cesareti, Melikşah’ın kabiliyetinin yanında Nizamülmülk’ün adaletini, dirayetini de görürsünüz. Anadolu Selçukluları, Süleyman Şah’ın, Kılıçaslan’ın kahramanlıklarının yanında Mevlana Celalettin Rumi’nin aşkının, vecdinin de eseridir. Osmanlı çınarı, Osman Gazi’nin Orhan Gazi’nin Fatih’in, Yavuz’un Kanuni’nin siyasi dehasıyla beraber, Şeyh Edebali’nin, Yunus Emre’nin, Akşemseddin’in, Hacı Bektaş Veli’nin hikmet pınarından da sulanmıştır. Büyük devletler, toprakları geniş, orduları kalabalık, hazinesi zengin olduğu için büyük değillerdir. Bunların hepsi de gelip geçicidir. Büyük devletler asıl, ilme, bilgiye, edebiyata, sanata, şiire, mimariye, fikir hayatına yaptıkları katkılarla bu sıfatı kazanırlar.”

12 Aralık 2015

Ey Ölüm Meleği! Acele Et Ve Ruhumu Al Ki Artık Cennete Yemek Yiyeyim

Zenginlik! Güç! Savaş! G20! Petrol! Enerji Koridoru! Birleşmiş Milletler! Medeniyet! Paylaşım! Lüks! Ultra Lüks! Son Model! Diyet! Diplomasi! Başarı! Satranç! Soğuk Savaş! Sıcak Savaş! Etki Alanı! Erken Rezervasyon! Barış! Anlaşma! Gelecek! Basın Özgürlüğü! Politika! Avrupa Birliği! Mülteci! Kota! Duvar! Ege Denizi! Bot! Ve daha nice anlamsız kelime yan yana……

Bu zaman da bir çocuğa böyle acılar yaşatan ve böyle Vasiyetler yazdıran bir dünya kadar vicdansız, acımasız ve gaddar bir dünya yazıya dökülemez, izaha gelmez.

Sadece tüylerimiz diken diken olurken, içimiz eriyip gider…. Bir çocuğa ömrünün baharında böyle bir yaşamı hangi medeniyet, hangi çıkar, hangi paylaşım, hangi güç savaşı haklı kılar.

Bir çocuk ki, kısacık yaşamında neler görmüş ki bir vasiyet yazma gücüne erişmiş ve bizleri bu dünyada zindanlara atmıştır. İşte o haber:

Suriyeli küçük bir kızın yazdığı vasiyet mektubu, vicdanların nasırlaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran Suriyeli kız, çizdiği resimle tabutun içinde kendini tasvir ederken, ailesine yazdığı vasiyette,


"Bu benim vasiyetimdir. Canım annecim! Senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: 'O açlıktan öldü...' Ve sen abiciğim! Üzülme; ama, ikimiz birlikte, 'Biz açız!..' dediğimizi hatırla. Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennete yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim"  diyerek, okuyanların yüreklerini parçaladı.

Allah'ım (c.c) sen bizleri affet ve bu sabilere yardım et

28 Ekim 2015

Halkın Duası ERDOĞAN ile

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan ile birlikte Keçiören'de yaşayan 88 yaşındaki Günay Anne'yi ziyaret etti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 88 yaşındaki Günay Anne'yi Keçirören'deki evinde ziyaret etti. Erdoğan'a ziyarette eşi Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan eşlik etti. Ziyarette kapıda karşılanan Erdoğan ailesi daha sonra Günay Anne'nin bulunduğu odaya geçti.

Dizlerinden rahatsızlığı bulunan Günay Anne, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kendisini çok mahcup ettiğini söyleyerek,

 'Allah sizi başımızdan eksik etmesin, buna çok ihtiyacımız var. Şimdiye kadar böyle bir Cumhurbaşkanı görmedik. Allah razı olsun. Rabbim size tahammül gücü versin, Allah yar ve yardımcınız olsun. Çok dua ediyorum. Düşünüyorum da millet aşkı var sizde, millete hizmet ediyorsunuz. Kendinizi, sağlığınızı, sıhhatinizi düşünmüyorsunuz. Güzel Rabbim sizi iki cihanda da bunaltmasın'  

dedi.

Elini öpen Emine Erdoğan'a 'Çok mahcup oldum, beni mahcup ettiniz' sözleriyle karşılık veren yaşlı kadın, Sümeyye Erdoğan'a ise, 'Resimlerde gördüm. Babanız, anneniz gibi sizler de çok çalışıyorsunuz' dedi.

Ziyarette Fransızca mütercim ve tercümanı olduğu belirtilen 88 yaşındaki Günay Anne'nin, iç politika ve dış politikayı yakından takip ettiği, aynı zamanda tam bir Cumhurbaşkanı Erdoğan hayranı olduğu kaydedildi. Annesinin ise Gümüşhane'nin ilk öğretmeni olduğu anlatılan Günay Anne'nin, annesi ve teyzesinin eğitimini Osmanlı Sultanı II Abdülhamid Han'ın karşıladığı belirtildi.

21 Haziran 2015

Babalardır Hasret Kalan Evlatlarına

Yıllarca anneler günü kutladıktan sonra, babalar geliverdi akıllara ve Haziran ayının ikinci Pazar günü layık görüldü onlara. Baba olmak taçlandırıldı sözde bu akımla.

Baba olmak nedir acaba? Bir yük müdür? Bir keyif midir? Şefkat midir? Öfke midir? Güç müdür? Destek midir? Dost mudur? Düşman mı?

Bizce baba olma, sabırdır tek kelime ile. Zor zamanlarda bir kapı gibi ayakta durmak, güzel anlarda geri durmaktır. Coşkun nehirler gibi kabaran yürekle sevip, taş gibi ciddi durmaktır. Kılına zarar gelmesini istemezken, canını yakan tokadı atmaktır.

Baba olmak zor bir zanaattır. Baba olmak hislerini dizginlemek ve o role kendi feda etmektir. O rolde genellikle otoriter, evin yükünü çeken, kuralları işleten, büyüdükçe evlat ona set çekendir. Baba olmak evlat büyüdükçe yıkılacak bir hedef haline gelmektir. Baba olmak zamanla yıkılıp geçilecek olmaktır. Baba olmak içinin yangınını içinde boğmak, onu söndürecek olan gözyaşlarını kurutmak demektir.

Baba olmak en güzel evlatların küçüklüklerinde tadılan bir duygudur. Evlatlar büyüdükçe baba olmak zorlaşır ve zamanla babaya en büyük acıları tattıran isyanların yaşandığı üzücü zamanlara geçilir.

İşte o zamanlardır babalar ile evlatların ayrı düşmesi ve babaların hasret kalma hikayesi. Evlat büyüdükçe baba bir hedef haline gelir. Kendi rüştünü ispat etme, kendi ayakları üstünde diklenme anında baba yıklıp geçilir. Şanslı babalar bu süreci daha yumuşak atlatır ve sessizce yol verir evlatlarına, içleri kor alevler gibi yanarak.

Baba olmak evlatları büyüdükçe hırpalanan demektir. Baba olmak evlatları büyüdükçe onlara hasreti de büyüye demektir. Baba olmak içindeki fırtınaları dışarıya yansıtmamak demektir. Baba olmak gurur adına evlatlara sırt dönmektir.

Baba olmak zamanında yük taşımak demektir. Baba olmak zamanla yük olmaktır.

Baba olmak velhasıl külfetli bir iştir.

Ve baba olmak kıymeti yokluğunda anlaşılan, sevgisi arkasından söylenen olmaktır.

Baba olmak sadece saygı beklemek ve boynuna sıkıca sarılan evlatlar istemektir

19 Eylül 2014

Çirkinliğin Absürd Hali

Malum Gaga İstanbul konseri sonrası saçmalıklar içeren bir sürü sözde tartışma yapılıyor. Olayın özü ile ilgili tek satır yok. Herkes kendi meşrebince konu mankeni Gaga olmak üzere şahsi inanışları/görüşlerini pohpohlayan, karşısındakileri ise yeren kaçak güreşler yapıyor.

Kimi ülkemizin ahlak anlayışını, kimi muhafazakârlığımızı, kimi ise dini motiflerimizi yerin dibine sokmaya çalışıyor. Hâlbuki sadece evet sadece, mesleği şarkıcı olduğu iddia edilen bu kişinin niye sürekli kıçını başını açarak gündeme geldiğini açıklamaya çalışsa konu hiç buralara gelmeyecek.

Gaga matmazeli bildiğimiz kadar ne manken, ne bir fotomodel, ne bir görsel sunum yapan beden sanatçısı! Ne sinemada rol kesen bir artist! İşi şarkı söylemek ve buna uygun olarak ta dans etmek. Ama ne bir şarkısı ne bir dansı ile gündeme gelmiyor. Her fırsatta kıçını göstermeye ve  bizleri bu çirkin şov ile etkilemeye çalışıyor.

Bizler onun durmadan televizyonlardan, netten, gazetelerden burnumuza sokulan şekilsiz vücuduna mahkûm ediliyoruz. Bu açılma, bu teşhir hastalık boyutunda bir dışa vurumun sonucu olmalı. Büyük ihtimal ile kendi varlığına katlanamayan bir mutsuz benlik karşımızda.

Madem şarkı söylemeyeceksin, dans etmeyeceksin, o zaman sektörünü değiştir. Karşımıza soyunmaya, vücudunu edepsizce teşhire açık bir meslek ile çık. Mesela şarkıcıyım deme! Striptizciyim de! Kim ne karışır o zaman sana.

Asıl çağdışılık, asıl edepsizlik bu! Şarkıcıyım de! Teşhircilik yap. Ve bu absürtlüğü görmeden/eleştirmeden, rahatsızlık duyanlara tepki koyanlar. Sizde aynı kefedesiniz.

Neymiş efendim Gaga Türkiye'yi sallamış. Gördük tek sallanan Gaga'nın yarı çıplak kalçaları ile onu ağzı açık izleyen hayranlarının kafaları idi.

Ne yani bu çirkin teşhiri, bu ham teşhiri siz gibi ağzı açık izlemek durumunda mıyız? 


8 Ağustos 2014

Beni Nereye Götürüyorsun!

Cevapsız soruların egemenliğinde yaşıyoruz. Her şeyin bir şeye tutsak kılındığı, sorulmadan yanıtların hazır olduğu bir dünyadayız.  Önyargılı engellerin, ön kabullü çözümlerin yapıldığı bir hayat. Sorgulama, araştırma, nedenlerin, niyelerin olmadığı bir yaşam ile kuşatılmışız.

Yazıda kullandığımız bu resimden yola çıkarak bu satırları kaleme aldık. Bir tanıtımda kullanılan bu resim hayallerimizin düğünü, kişisi, tatili ve daha nicelerine götüreceğini ilan ediyor. Bizler bu hayalin peşine katılıp, olmayacak bir sona doğru çıkmaza gidiyoruz. Çölde tuz yalayan susuz birinin göreceği serapları, içimiz yanarak görüyoruz.

Bize bu tuzu yalatan tanıtımlar, ön kabuller ve çevremizi sarmalayan sosyal dünya. Susuzluğumuz hiç bir zaman karşılanamayacak tatminsizliklerimiz.

Kocaman hayal kırıklıklarına mahkum ediliyoruz

Hayatlarımız olmayacak kurgulanmış hayaller uğruna heba olup gidiyor. Hiç bir şey hayallerimizdeki gibi gerçekleşmediğinden mutsuzluk sarmallarında kıvranıyoruz. İş hayatımız, aşk hayatımız bu girdapta dönüp duruyor.

Evliliklerimiz bu tuzak üzerine kurulu olduğundan 3 gün 5 gün içinde gerçek ile karşılaşınca, parlak ışıklar, yanılgılar sönünce krizler ile, çırpınışlar ile bitiyor. Gerçek karşısında gözleri kamaşan, eli ayağına dolaşanlar birbirlerini tırmalayarak sağa sola kaçışıyorlar. Her şey bir anda yalan oluyor. Kimse dönüpte bu muydu aşk, bu muydu sevda. Hani deli dolu aşıklar, nerede bir biri için yaratıldığına inananlar diyemiyor.

İş hayatında şık giyimli, kibar konuşan, mis kokulu ofisler yerini, gerçeğin kokuşmuş, çirkef, dedikodulu dünyasına bırakıyor. Elinde kahve fincanı ile her şeyin hallolduğu nezih ortamları, ruhların boğulduğu eli kanlı vahşilerin olduğu dayanılmaz mekânları oluyor.

5 Ağustos 2014

Sezen Aksu Bizim Ruhumuzdur

Sezen Aksu 1970'lerden günümüze bizimle olan minik serçemizdir. Onla beraber büyüyüp, onla beraber yaşlanmışız. İlk aşkımızı, son gözyaşımızı onun şarkıları eşliğinde yaşamışız. O bizim adımıza dile getirmiştir duygularımızı. İçimizi onun sözleri ile kâğıda dökmüş, dillere melodi yapmışız.

Geçmişin hangi sayfasını karıştırsak mutlaka bir ses çıkar onun hüzünlü sandığından. O hayatımızın her anında eşlik eden bir iç ses gibi bizi zaman yolculuğumuzda yalnız bırakmamıştır. Kah yazarak, kah söyleyerek bir şekilde yer bulmuş yılların uçup giden yapraklarında.

"Git" demiş, "Gel" demiş,"Sen ağlama" demiş, "Gülümse" demiş, "Gölge etme" demiş, hatalarımızdan, günahlarımızdan, arzularımızdan, çaresizliklerimizden, sevdalarımızdan bahsetmişmiş. Hiç durmadan, yorulmadan bizi biz yapan duygularımıza kalem olmuş, kağıt olmuş, nota olmuş.

O kimine arkadaş, kimine yoldaş, kimine sevgili, kimine öğretici, kimine yıldız olmuş. Gün gelmiş radyolardan, gün gelmiş uzun plaklardan, gün gelmiş kasetlerden, gün gelmiş Televizyonlardan bizlere ses vermiş. Onun sesi bizim ruhumuzun sosu olmuş. Ona tat katan ve hatıralara anlam katan. Mutlaka bir anımızda bu tatlar hatıralara gelir ve çağrışım yapar ona ait olanlar ile.

"Hadi bakalım kolay gelsin" deyince ANAP'lı Mesut Yılmaz'lı seçim zamanları gelir aklımıza; "Gülümse" ile gençliğe adım attığımız yazın sıcaklığı vurur yüzümüze; "Seni kimler aldı" ile ilk ayrılığımızın izi çıkar ortaya ruhumuzda saklı kalan. Ve milyonlarız da milyonlarca hatıra saklıdır, onun bir parçası ile.

O tek değildir bu yolculuğunda. O deyince Aşkın Nur Yengi, Sertap Erener, Levent Yüksel, Tarkan, Nazan Öncel, Özdemir Erdoğan ve daha niceleri hücum eder hatıralara.

En nihayetinde O bir Minik Serçe'dir bizim toplumsal hafızamızda. Minik Serçe'ler de dayanıksız olurlar, korumasız olurlar vahşi dünyada. Kabul edelim ki bizim dünyamız vahşidir. Ne kadar da duygularımıza, vicdanlarımıza vurgu yapalım, onlara el bebek gül bebek bakalım doğası gereği evcilleşmeyen ve yırtıcı özellikleri olan bir dünyada yaşamaktayız.

9 Temmuz 2014

Bu adama dokunmayın!

Bazı zamanlar oluyor, insanların ikiyüzlülüğünü, art niyetini ve maskelerinin altını anlatmak için soğukkanlı kalıp uygun ifadeler bulmak çok zor oluyor. Amacı ve niyeti belli olanların demagojinin en ağır biçimini kullanarak yaptıkları şeyler karşısında demir gibi sağlam sinirlere ve kutuplar gibi soğuk bir yüreğe sahip olmak gerekiyor.
Sözde basit bir konu gibi, yabancı kültürel bir ikonun ülke kültüründe yer ettirilmesi görmezden gelinerek çağdaş yaşamın bir öznesine dönüştürülen, ticari amaçlı nedenlerle hayatımıza sokulmuş uyduruk bir şeyi eleştirmeyi gericilik olarak yaftalayarak koruma altına alıyorlar.

Binlerce yıllık bir geçmişi ve yüzlerce hakiki kahramanı ve binlerce yıllık birikimin genlerimize işlediği güzel gelenekleri unutturan, basite indirgeyen, çağdışı gören yaklaşımlara ses çıkarmayanlar, manşetlerine bir içecek firmasının, insanlara kışında soğuk içecek satması için sunduğu bir maskota dokunulmazlık sağlamaya çalışıyorlar.

Bu ülkede halkın kahramanlarına, devletin kurucularına, idarecilerine, Ordusunun şerefli insanlarına ve de kutsal sayılanlarına, ifade özgürlüğü kisvesi altında hakaret, küfür, iftiralar atanlara ses çıkarmayanlar, bu uyduruk adama neden sahip çıkarlar?
Sırtında bir çuvalla, insanların mahremi evlerine, üstelikte onlar uyurken girme hakkına sahip bu adam şimdi ki algılamalara göre ya rüşvet götürmekte ya da almış sayılmaktadır. O günlerde de hırsız denirdi bunlara! Ayrıca küçük çocukları kucağına alıp pozlar veren bu adam günümüzde sapık damgasına da maruz kalabilirdi, maazallah!

Nedir bu adamın ayrıcalığı ki eleştirilmesin, ret edilemesin? Ülkemin bir kahramanı mıdır? Yoksa kutsal bir tapılan mı? Ki! Onları bile eleştiriden, hatta küfür/hakaretten koruyan bir yapı yokken.

Bakan olduk diye espiri de mi yapmayak!

Dün pazardı ya, bir rahatlık bir gevşeme almış başını gidiyor. Ciddi konular hiç çekilmiyor. Çaylar, kahveler, gazeteler (pazar ekleri öncelikli) eşliğinde keyfimize keyif katıyoruz.

Memleket insanı olarak zaten rahat bir yapımız var. Bizler "Her şerden bir hayır" bekleyen ve "Dünya yıkılsa umurunda olmayan" bir milletiz. Onun için kasmıyoruz.
Genç nesil olarak ta bu rahatlığımız, muzipliğimiz sosyal medya sayesinde anonim bir biçimde görülüyor. Eskilerde WC kapıları, stat pankartları, sokak duvarları ile kamyon kasalarında hayat bulan zeka pırıltıları, sosyal medya ile daha hızlı ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyor.

"Çare Drogba", "Milyonları evde zor tutuyoruz", "Beddua seansları" son zamanlarda öne çıkanlar. Artık klasik hale gelen "Sabri reyiz" "Whats Up" v.b geyikler ise hepimizi içten içe tebessüme iten, bazense kontrolsüz kahkaha attırabilen espriler. Keşke hep böyle gülebilsek!

Bu günün bombası ise yeni ekonomi bakanımız Nihat Zeybekçi'den geldi. Konunun gelişim aşamasında bakanın Twitter hesabındaki bir mesajı ve fotosu gündeme geldi. Pazar sabahının rahatlığı ile pek ilgilenmesek de olayın sosyal medyada yankılanması ve tepkilerin çoğalması sonucu bakanın yanıt vermesi bizleri konuya meraklı hale getirdi.

2 Temmuz 2014

Paradan Daha Önemli 7 Şey mi var?

Bugün kü Radikal'in manşetinde "Paradan önemli 7 şey" başlıklı bir haberde, "Bazen hayatta daha önemli şeyler olduğunu unutup kendimizi para kazanmanın hırsına kaptırırız. Fakat para her şey demek değildir, paraya sahip olup da ulaşamayacağımız birçok şey var" denilerek bunlar 7 başlık altında toplanarak sunulmuş.

Bu listeye göre paradan daha önemli olan 7 şey;
  1. Sağlık
  2. Aile
  3. Çocuklar
  4. Arkadaşlar
  5. Aşk
  6. Özgürlük
  7. Mutluluk

Tabii ki safihane duygularla bakıldığında bunlar paradan daha önemlidir denilebilir. Ama bu önem derecesi ile listedekilere "sahip olunma" durumları göz ardı edilmemelidir. Sonuçta bu listede para yerine farklı şeylere sahip olunma durumu var. İllaki bir şeylere sahip olma hayatta önemlidir deniyor. Ama nasıl sahip olunacağı anlatılmıyor. Aslında son madde "Mutluluk" bir sahiplik durumu değildir. Eğer diğer 6 madde ile ilgili gerçekleşmiş durumlar kişiye kafi geliyorsa "Mutluluk" sonuç olarak ortaya çıkıyor. Zaten temel gaye "mutluluk". Hayatta mutluluk bir şeylere sahip olma neticesinde gerçekleşiyor. En büyük yalan da bu!

İnsan hayatta hiç bir şeye sahip olamaz. Sahip olduklarını düşündüğü her şey aslında kocaman yanılgıdan başka bir şey değildir. İnsan ilk önce yanılgılara sahip oluyor aslında. Bu yanılgılar onu gerçek olmayan başka mülkiyetlere, aidiyetlere itiyor.
Başta para olmak üzere yukarıda ki 7 madde de tamamı ile yanılgıdan başka bir şey değildir. Güncel olarak bu yanılgılara en anlamlı örnekler Ali Şen ve Serdar Ortaç'tır. Herkesçe malum yaşananlar bu yanılgıları açıkça anlatmaktadır.

Para bir amaç olmadığı taktirde sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşam için faydalı ve sonuç alıcı bir araçtır. Kiminin bir günlük çerez parası ile hayatlar kurtarabildiği/değiştirebildiği bir dünyadır bu. Bizleri derinden etkileyen bir haber olan, "Kışın ortasında çocuklarına sıcak bir ortam sunmak için odun alacak parası olmayan bir annenin, zor uğraşlar sonunda iyiliksever birinin verdiği odunları ıslandıkları için yakamaması sonunda taşan sabır çizgisi ile bu hayattan göçmeyi seçmesi " tüm saçma listeleri yıkıp atar. Aynı anlarda bir şımarık züppenin milyonluk arabası ile gecelerde binlerce dolarlık şampanyalar patlatıp, tatminsizlikten kafa çekerek hayatına son veren bir dünyadır.

Okul birinciliği elinden alınan öğrenci başörtülü olamazdı...

Başörtüsü konusunda bir yazı yazacağım aklıma gelmezdi, ama o da oldu işte. Ülkemizin aydınlık yüzü olarak takdim edilen bir kesimin zeki evladı birinci olduğu okulda "Siyasi içerikli" bir konuşma yapınca, birinciliği elinden alınmış. Buna çok bozulan aydınlıkçı ve özgürlükçü bir kesim haklı olarak tepki göstermiş. Ya o çocuk "Başörtülü" olsa idi diye....

Sanırım yazarımız genç kuşaktan olmalı.... Geçmişi unutmuş olmalı..... Bu ülkede en zor şeylerden biri "Başörtülü" olmak idi. Ülkenin birinci gündemi bu idi. Başörtülü diye insanlar bırakın okullarında birinci olamamayı ;
  • Okula dahi gidemiyorlardı
  • Kamuda görev alamıyorlardı.
  • Eşleri başörtülü diye fişleniyorlardı ve kovuluyorlardı.
  • Pek çok kamusal alan giremiyorlardı.
  • Çocuklarını şehit verdikleri kışlalara yemin törenlerine alınmıyorlardı
  • Hastanelerde tedavi edilemiyor
  • Alışveriş merkezlerinden çıkarıyorlardı.
  • Alenen hakaret edilip, aşağılanıyorlardı.
  • Eşlerinin başörtüsünden dolayı Cumhurbaşkanı seçilemiyorlardı
  • Daha irili ufaklı binlerce şey olamıyorlardı........ Yıllar önce

Cinselliği Kim Kullanıyor

Dün yoğun bir şekilde Radikal'in sayfalarında FİFA dünya kupası özelinde cinselliğin bir meta olarak pazarlama/satış aracı olarak kullanılması idi. Bilinen bir gerçek ki "Kadın Cinselliği" reklam ve satış faaliyetlerinde sınır tanımayan bir düzeyde kullanılmaktadır. Dikkat çekici olması nedeni ile vazgeçilmez bir tercihtir. Bu kolay ve istismara açık bir alandır. İnsan beyninin bir şekilde kontrol altına alınmasına ve karar mekanizmalarının etkilenmesine dayanmaktadır.

Bu konu dediğimiz gibi akla hayale gelmeyecek biçimlerde en masumane halinden, en vahşi uç noktasına kadar kullanılmaktadır. Kimisi insan hakları ihlallerine varabilecek boyutta ileri aşamalara da geçmektedir. Hatta Subliminal mesajların büyük bir çoğunluğu cinsellik ile verilmektedir.

Peki ama iş kusur aramaya gelince, suçlu aramaya gelince neden bu mecraların en başında gelen basın/yayın organları kendilerini sorgulamazlar. Bakın, basılı olsun olmasın, tüm yayınlarda yoğun bir biçimde bu metalaştırılmış cinsellik kullanılmakta.
Buna en uzak durduğunu düşündüğümüz Radikal'de bile bu konu fazlası ile suiistimal edilmekte. Okuyucu bunu istiyor kolayına kaçarak kendi ticari gayeleri uğruna bazı temel ilkeleri göz ardı ediyorlar.

Yukarıda ki resim bir evlilikhaberi. Ülkemizin meşhur ve başarılı voleybol oyuncusu Neslihan Demir'in düğün haberi var. Resime baktığınız zaman olayla, kişi ile ilgili en ufak bir bağı var mı?

Neslihan bir voleybolcu ama sporun hiç bir alanı ile uzaktan yakından bir ilgisi yok resmin. Haber bir düğün haberi, ancak ne gelinlik, ne düğün salonu, ne bir davetiye ile benzer bir bağı da yok bu resmin. Peki soru şu bu resmi kullanan seçiciye ve onaylayan yetkiliye;

17 Mayıs 2014

Orantısız Sevgi! Orantısız İlgi!

Zenginlerin bakıcı merakı!
Zenginlerin/Meşhurların özenti çocuk yetiştirme merakı!

Resimlerdeki öfkeli kadına bakın!
Resimdeki sarılan küçük çocuğa bakın!

Resimdeki sarılınan kadına bakın!
Ellerdeki alışveriş poşetleri!

Cool bir kadın!
Gözlükler öfkeden eriyecek!

Öfkeli kadın çocuğun annesi!

Çocuk ilgisiz, anlamıyor alışverişin nasıl bir öneme haiz olduğunu! Annesinin ilgisini talep ediyor!

Öfke! Gözlerden alev gibi fışkıran, parmakların ok gibi minik yüreklere saplandığı öfke anı!

Çocuk safça, masumca bakıcısına sığınıyor! Güzel kafasını onu boynuna yaslıyor. Küçük kollarını yumuşakça ve sevgi ile bakıcının boynuna doluyor.

Anlaşılan orası sıcak, orası sevgi dolu ve orası sığınacak liman! Anne elindeki poşetleri bırakıp, oğlunu kucaklayacağına, öfkeli gözleri ile çocuğuna sallıyor parmaklarını, ilgi isteyen çocuğuna,


* bir an önce susması
* bir an önce onu rahat bırakması
* bir an önce rahat alışveriş yapması için. 

7 Nisan 2014

İkiyüzlü olmanın dayanılmaz hafifliği

Madem herkes bir araya toplandı, biraz dertleşmeli ve bir araya gelebilmenin keyfini çıkarmalı.Ve bazı sorular sormalı kışkırtmadan, kırmadan, ötelemeden ve de suçlamadan... Bazı cevaplar aramalı gerçek hilesiz, saf ve tatmin edici.

En önce içimizdeki öfkeden başlamalı...
  • Niye birbirimize karşı bu kadar öfkeliyiz?
  • Niye birbirimize karşı bu kadar kinliyiz?
  • Niye birbirimize karşı bu kadar önyargılıyız?
  • Niye birbirimize karşı bu kadar tahammülsüzüz?
  • Niye birbirimize karşı bu kadar saygısızız?
  • Niye birbirimize karşı bu kadar duyarsızız?
Bakın ne kadar da aynıyız, ne kadarda yakınız, ne kadar da kolay bir araya gelebiliyoruz.

Peki neden Göztepe/Karşıyaka, Fener/Cim bom bom, Türk/Kürt, Ayyaş/ayık ve daha nice minör ayrışımlar ile birbirimize zıt kutuplarda öfke ve kine bulanıyoruz. Bu ayrışımlar bizi ne kadarda tatsız ve anlamsız hayatlara itiyor görmüyor muyuz?

Sonuçta bir ülke bir vatan ve egemen bir devlet var. Bu yapı bizlerin huzuru, barışı ve refahı için değil mi? Bakın şiddetin ve ayrışımların yoğun olduğu yerlere! Ne hayatın tadı var ne insanların umudu.

5 Nisan 2014

Türkler İçin Twitter'ı Kullanma Klavuzu

Twitter açıldı. Belki yine kapanacak. Yine açılacak. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de böyle şeyler değişik mecralarda sürecek.

Asıl sorun bir şeylerin açılıp kapanmasında değil. Aslında bir şeyler ne tam açılabiliyor ne de kapatılabiliyor ülkemizde. Bizlerin en maharetli olduğu konu "Bir şeyleri amacı dışında kullanma" huyumuz, yaşamımızda anlamsız mecralara sürükleyebiliyor.

Kuralsızlığa olan övgümüz, dara düşünce, sıkıştırılınca, uymadığımız yasalardan medet umar oluyor. Her şeyi ile bozduğumuz/veya hiç düzenlemediğimiz alanlarda düzgün sonuçlar bekliyoruz.

Twitter yasağının gündem de olması nedeni ile konu mankeni yaptığımızı belirterek, bu konuda okuduğumuz güzel bir Cem Mumcu yazısını paylaşmak isteriz.

Temeli kuralsızlık, ilkesizlik, seviyesizlik olarak konumlandırabileceğimiz yazıda Twitter isimli sosyal medya mecrasındaki görmezden gelinen, sırası olmadığı düşünülüp işimize bakalım mantığı ile bulunulan ortamın bozukluğundan bahsediyor. Halbuki bizde birde "Aslan yattığı yerden belli olur" sözü vardır. Aklı başında, eli kalem tutan, ağzı laf yapan kalbur üstü kişiler bile bu bozukluğu, bu kokuşmuşluğu görmezden geliyor. Halbuki içindekiler ne kadar önemli/yararlı/zararlı  olsa da orada bir kokuşmuşluk bir düzeysizlik varsa uzaktan dışarıdakileri rahatsız eder, yakın planda ise içindekileri mağdur eder.

26 Mart 2014

Aslını Yitiren Aslı Erdoğan

Yıllar önce yanılmıyorsam Radikal'de yazdığı bir Kızılderili hikâyesi ile beni çok etkilemişti. Bu yazıyı kesip sakladığımı hatırlıyorum.

O dönem epey takip ettim kendisini. Fakat tarif edilemeyen, anlatılamayan bir iticilik vardı. Bir süre daha kendimi zorlasam da bir türlü bir bağ kuramadım, yazdıkları ile.

Bugün onunla ilgili bir röportaj ile tekrar yer etti dünyamda. Bir üzülme, bir iç burkulması yaşatan röportaj sonucu, kendisi hakkında küçük bir araştırma yaptım.

İnanılmaz zeki ve başarılı biri olduğunu gördüm. Ancak aynı zamanda inanılmaz acı çeken ve hayatın kontrolünü bırakmış kırık/paramparça birini de gördüm.