2 Ağustos 2016

15 Temmuz 2016 Hiç Yaşanmayabilirdi

15 Temmuz 2016 tarihi bir milat. Olmayacak her ne varsa, hepsinin olduğu bir zaman.

Kahramanlığın da, hainliğin de; Korkaklığın da, cesaretinde; Doğrunun da, yanlışın da; Beklenenin de, beklenmeyenin de; Ciddiyetin de, absürtlüğün de; İnancın da, inançsızlığın da tepe sevilerinin olduğu gün.

Şimdi yaralar sarılmaya, tedbirler alınmaya çalışılıyor. Şok tam olarak atlatılmış değil. Kolay kolay da atlatılacak gibi durmuyor. Özellikle ihanetin açmış olduğu gönül yarası uzun yıllar taşınacak gibi.

Bu noktaya gelene kadar tüm kurumlarımız, kuruluşlarımız, ileri gelenlerimiz o kadar hayati hatalar, o kadar mesleki körlükler yaptılar ki; Deyim yerindeyse bu zamana gelen yolları kendi elleri ile döşediler diyebiliriz.

Temelinde Ahlak, inanç, değer ve eğitim bozukluğundan kaynaklanan bu girişim, kök salıp, filiz verip palazlanması için uygun şartları buldu. İşte bu şartları oluşturan belli başlı birkaç geçmiş hikaye.

Ön yargılar ile, hatalı kavram tanımları ile, meslek/ideoloji körlükleri ile slogan, sembol ve kişisel katıntılar ile kararlar alıp, uygulamalar yaptılar. Mantığa, ahlaka, ,inanca, hukuka, insana, doğaya ne kadar ters yanlış, hata ve kasıt var ise göz yumulup, doğrudan veya zimmen destek oldular.

Şimdi bu kapsam da hatırımızda kalan ve insan kaynağımızı, toplumsal yapımızı dejenere ederek bugün ki yapılanmayı ortaya çıkan başlıca olaylara bir göz atalım.
  • Ders kitaplarında bile bulunan bir Şiiri okudu diye daha belediye başkanı iken Erdoğan'ı, hukuku, evrensel değerleri, mantığı ayaklar altına alarak mahkûm etmek ve tüm siyasi yaşamını bitirmek. O gün yetkili, etkili her kim ve kurum var ise Hukukun bu şekilde ayaklar altına alınmasına ve insanların akılları ile dalga geçilmesine karşı dursalardı; Böyle hegemonya altında, sipariş ile kararlar alan kitap dışı, akıl dışı bir Hukuk sistemi oluşamazdı. Ve yıllarca bu bozuk sistemin aldığı kararlara toplumun büyük bir çoğunluğu da sessiz kalmazdı.

1 Ağustos 2016

15 Temmuz 2016: Darbe Anı

O akşamın öne çıkan her ne varsa temel olarak iki ayrıldı. Davranışlar, tepkiler, düşünceler. Bu iki temel ayrıma göre bir şekilde ak ile kara belli oldu. Öyle ki zaman bile ikiye ayrıldı. Gelecek ikiye ayrıldı. Bir asra bedel uzun gecede tüm her şey BİR AN içinde oluverdi.

Öncelikle darbenin duyulması ile verilen ilk tepkiler de bu görülebiliyor. Bu işin içinde olanlar, doğrudan veya dolaylı bilenler, arzu edenler içten içe kaynayan bir sevinç dalgası ile ellerini ovuşturmaya, yüzlerine berbat bir gülümseme kondurmaya ve bir sonraki adım için kendi adlarına olacakları canlandırmaya başladılar.

Bu işe karşı olup tahmin edenler dahil, bilmeyenler, beklemeyenlerin ilk tepkisi: Şaka mı yapıyorsun! Dalgamı geçiyorsun! Dalga geçmenin sırası mı? oluyor. Yapılan kalkışma akla, mantığa o kadar aykırı, o kadar absürd ki bu işin olabileceğini en iyi bilecek olan Genel kurmay başkanı, Cumhurbaşkanı dahil, olay başladığı halde bile böyle tepkiler veriyor.

31 Temmuz 2016

Ahmakların Kuyruğu Dik Tutma Alçaklığı

Hepsi bir kenara şimdi birde AHMAK modası başladı. Bazı deşifre tipler zil takıp ortalıkta BEN AHMAKIM diye dolanmaya ve bizleri hala AHMAK yerine koyup yırtmaya çalışıyorlar.

Kırk yıllık yol arkadaşlarını, aynı grubun parçalarını, en zor zamanlarında, en kritik anlarında açık ve gizli; Dolaylı veya doğrudan yarı yolda bırakan, çelme takan, arkadan hançerleyenler, durumu basit bir AHMAK yaftası ile kurtaracaklarını sanıyorlar. Ahhhh zavallı ÖZGÜL ağırlık! Fizik kuralları bile alt üst oldu....

Ahmaklığı son bir ek olarak kabul etsek de, öncesindeki nankör, vefasız, brütüs, Lawrance ve diğerlerini nereye sığdıracağız. 

ANLAMAYRUM, DİNLEMEYRUM, HATIRLAMIYRUM demekle bu hesap kapanacak mı? Bu hançer yaraları şifa bulacak mı?

İnsanın hamurunda mertlik, doğruluk, vefa, vicdan ve sağlam bir Allah İNANCI OLMAYINCA olmuyor. En fazla AHMAK oluyor.

Her birini bir noktaya kadar anlayabiliyoruz. Çıkar diyoruz, nefis diyoruz, bozuk diyoruz da bir tek şunu anlayamıyoruz.

Hala AHMAKLIK ETTİM derken bile o LANET KUYRUĞU DİK TUTMAYA çalışmıyorlar mı? Ona dayanamıyoruz işte.

27 Temmuz 2016

Tiyatro

Belki de tarihimizin en ciddi, en tehlikeli ve en yok edici saldırılarından birini yaşadık.

Hem de elimiz kolumuz bağlı, göstere göstere, bağıra çağıra gelen bir yıkıma mucize denebilecek bir çılgınlıkla, bir vurdumduymazlıkla bir anlamsızlıkla karşı koyduk.

Kâğıt üzerinde olan, hiçbir şey anlam ifade etmedi bu işte. Ne tehditler, ne tedbirler, ne uyarılar, ne planlar, ne eğitimler, ne tuzaklar kâğıda döküldüğü gibi neticelenmedi.

Mahkemeler, açık veya gizli ihbarlar, gazetecilerin, yazarların kendilerini yırtarcasına kaleme aldıkları tehlikeyi tarifleyen yazıları, kurumların kendi içinde yok olup giden çığlıkları bu kara geceyi engelleyemedi.

Bu çaresiz, etkisiz çığlıklara, uyarılara ve çabalara karşı gelişen hain girişim amaçladığı yıkıma ulaşamadan sihirli bir dokunuşla, mucize bir çıkışla yok oldu gitti.

Milletin kendine “Deniz Feneri” yaptığı, tüm zifiri karanlıklarda ışık olarak aradığı Erdoğan’ın tek bir işareti ile mucize sokaklarda can bulmaya, etki salmaya başladı. Öyle ki hiçbir aklın, mantığın ve beklentinin anlayamadığı şeyler oldu.

Tanklar, tüfekler, uçaklar, bombalar öylece kalakaldı. Etkisini yitirdi, teslim oluverdi. Yılların askeri eğitimi, teknolojinin birikimi, silahların yıkımı bu mucize karşısında değersizleşti, tuz buz olup buharlaşarak arşa uçtu gitti.

Hainlerin Bini Bin Para; Kahramanlarımız Bir Yürek

15 Temmuz 2016 gecesi büyük bir çoğunluk gibi şoka girdik. Saldırıların öncesi, anı ve sonrası tek hedefi olan Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın başkahramanlığı, baş liderliği ve baş vakurluluğu sayesinde bu karanlık gece öncekilerden daha aydınlık bir sabaha selam verdi.

Öldürücü, bitirici, devirici olan bu tahmin edilemeyen türdeki öncül saldırıyı, aynı beklenmezlik içerisinde püskürterek ayakta kalıp, sancağı göklerde tutabildik. Ama daha büyüğü, daha güçlüsü pusuda beklemekte. Bunu en basit anlamı ile meydanlarda tuttuğumuz “Demokrasi Nöbetleri” ile anlayabiliriz. Aslında bu nöbetleri isminin “Vatan Nöbeti” olması daha anlamlı olacaktır. Ne de olsa “Demokrasi” bakana ve bakılana göre değişen bir kavrama dönüşmüş günümüzde!

Bu süreçte her şey dağıldı. Düşünceler, planlar, yazılar, işler, güçler…. Bu süreçte her şey iki farklı alanda bir araya toplandı; Rengine, diline, tipine, işine, gücüne bakmadan: Vatanseverler ve Vatan hainleri olarak…..

Allah'tan Vatanseverlerin inancı ve cesareti hainlerden kat ve kat üstün geldiğinden, “O” hainler cephesi hemen dağılarak marjinal hale geldiler. Tabii ki hainlik azalmadı, hainler azalmadı; Sadece korkudan, inançsızlıktan, karaktersizlikten renk ve şekil değiştirerek kamufle oldular.

Bunların çeşitleri ve ebatları inanılmaz sayıda ve inanılmaz türde. Darbe sonrası bin bir çeşit maske ile kendilerini belli eden bu grupların en çok kullandıkları kelime “Ama”. Tüm hainleri bir birine bağlayan sihirli bir bağlaç…..