3 Ekim 2018

Terörün Ekonomik Hali: Fırsatçı Terörü

Ülkemizin üzerinden hiç bir zaman sıkıntı, düşman, terör eksilmiyor. Yüzyıllardır bu böyle. Belkide yüzyılların getirdiği bir birikimle milletimiz her daim metanetli, soğukkanlı ve dirayetli. Her biri başlı başına bir ülkeyi çökertecek, bir toplumu tarihten silebilecek sıkıntılardan hep güçlenerek veya, küllerinden yeniden filiz vererek çıkmaktadır.

Her saldırı hep en beklenmedik biçimde, en kahpe yöntemlerle üstümüze gelmekte, zamanla etkisini yitirip rutine bindikçe, şekil, boyut ve elemanlarını değiştirip hiç durmadan devam ettirilmektedir.

Yakın yıllara baktığımızda Suikastlar, Bombalar, Hendekler, Darbeler, İşgaller, Kanlı sokak eylemlerine şimdide "Ekonomik" olanları ile devam edildiğini görmekteyiz.

Tüm bu saldırıların bir saldıran/saldırtan yanı olduğu gibi, bir de işbirlikçileri, kullanılan elemanları olmaktadır. Bunlarında kökü kurusun bin bir çeşit şekli bulunmaktadır. Bu bin bir çeşit biçimin bin bir çeşitte kullanma biçimi bulunmaktadır. Çoğunlukla içimizde barınan bu kişi/kurumlar içten içe bizlere en ahlak dışı, en haince ve en acımasızca yöntemlerle saldırılarını hiç gözlerini kırpmadan, vicdanlarını sızlatmadan sürdürmektedirler.

Devletimiz milletimiz büyük bir sabırla, büyük bir metanetle ve büyük bedellerle her bir saldırıya cevap vermekte, etkisiz hale getirmekte ve yoluna devam etmektedir. Ancak ne yazık ki bu saldırılar her seferinde renk, şekil, araç değiştirip içimizdeki elemanları ile yeni saldırılarını gerçekleştirebilmektedirler. Bunu en büyük nedeni de bizim gibi, bizden gibi olup da bizleri içeriden hançerleyen, zehirleyen hainlerin varlığı olmuştur.

Şimdi ise bu saldırılar EKONOMİK hal biçimi ile karşımıza çıkmaktadır. Ve bu saldırıların her cephesinde bizlerden görünen, bizlerden nemalanan, bizlerden sanılan yüzlerce hain hançer sallamakta, pusu kurmakta, altımızı oymaktadır. Bunların bin bir çeşidi her alanda bulunmaktadır. İş adamı, işçi, öğretmen, öğrenci, üretici, tüketici, toptancı,siyasetçi, marketçi, depocu ve daha bin bir kılıkta can siparene bu hainlikte yarışmaktadırlar.

Dışarıya servet aktaranlardan, yalan yanlış haber yapanlara, panik yaratmak adına her mekanda ortalığı velveleye verenden, bu durumu siyasi ranta çevirmek isteyene, Marketlerde gece gündüz etiket yenilemekten, gramaj düşürmekten, stok yapmaktan büyük bir iştah alanlarla, dövize, altına yığınak yapanların bu ülkeye verdikleri zarar patlayan bombalardan daha az değil, bilakis daha yüksek tahribattadır.

Kısaca eline bir silah alıp milleti kurşunlayanlar ile, eline fiyat etiketi tabancası alıp fiyatları değiştirenlerin bir farkı yoktur. 





15 Eylül 2018

Ekonomi Çarklarının Muntazam Gerçekliliği

Ekonomi kurallarına uygun işletildiğinde tabiri yerinde ise tıkır tıkır çalışan bir makina gibidir. Makina tabirinden yola çıkarsak bu işleyişin düzgün, verimli ve amaca uygun sonuçlar üretmesi için belirli yapılması gerekenler vardır.

Bilindiği üzere makinalar parçalardan, parçalar bağlantılardan oluşur. Makinanın düzgün işleyişi için öncelikli olmazsa olmazı parçaların uygun, uyumlu ve bağlantıların düzgün olması gerekliliğidir. Ayrıca belli periyotlarda rutin bakımların, ölçümlerin ve değişimlerin yapılması da bu işin doğasındadır. Makinanın ne ürettiği, niye ürettiği, nasıl ürettiği, ne ile ürettiği onun ekonomik ve sosyolojik içeriği ile ilgili çok önemli bilgiler içerir.

Ülkemiz ve diğer ülkelerin sıklıkla yaşadığı ekonomik sıkıntılar aslında temelinde benzer sıkıntıları taşımaktadır. Bu sıkıntıları tek bir başlık altında toplamak gerekirse bunu da yukarıdaki benzetme ile başarabiliriz. Ekonomideki farklı biçimlerdeki sıkıntıların temel nedeni Makinanın doğasına uygun kullanılmaması, makinanın çeşitli nedenlerle sekteye uğratılmasıdır.

Makinalar farklı farklı olsa da temeldeki çalışma prensipleri aynıdır. Her makinanın belli bir üretim kapasitesi, üretim maliyeti, bakım ihtiyacı, bakım maliyeti, yıpranma oranı, kullanım ömrü gibi benzerlikleri vardır.

Uzun ve farklı yüzlerce analizin yapılabileceği bu konuda biz ülkemizin günümüzdeki yaşadığı sıkıntılar üzerine bir kaç tespitte bulunacağız.

Ülkemizin yaşadığı tüm ekonomik sorunların temelinde gerçeğin ifade edilmemesi, gerçeğin yok sayılması, gerçeğin ortaya çıkmayacağı gibi kaçışa dayalı, sorumluluk içermeyen uygulamaların olduğunu söylemek gerekir.

Ülkemizdeki en önemli yanılgıların/yanıltılmaların başında ekonominin tek yönlü olduğu, tek bir doğru içerdiği düstürünün olduğudur. Ekonomide her kural her şartta, her dönemde aynı sonuçları doğurmaz. Ne yazık ki bu temel gerçek ekonomide söz söyleyen büyük bir çoğunluk tarafından göz ardı edilmiştir. Takım tutar gibi kendi düşüncesine yatkın ekonomik politika teorilerinin her şartta benzer sonuçlar doğuracağını iddia edip, ısrarla bunu savunan pek çok gerçeğe kör söz söyleyenimiz bulunmaktadır.

Ekonomi tek başına ne üretim ne tüketimdir; Ne faizdir ne sermayedir; Ne iş gücüdür, ne mülkiyet sahipliği; Ne özeldedir ne Devlettedir. Ekonomi temelde girdileri çıktıları amaçları ve sonuçları olan makina gibi işlemesi gereken bir sistemdir.

Sistemi nasıl kurarsak kuralım nihayetinde bakacağımız bu temel kriterlerdir. Eğer ki bir ekonomi, girdileri ile ülkenin/sistemin amaçladığı çıktıları uygun bir biçimde çıkaramıyorsa isminin ne olduğu mühim değildir. Mühim olan bu sonucu niye alamadığıdır.

Ülkemizde her şey iyi gittiğinde gidişatın niye iyi olduğu, nasıl süreklilik kazanacağı, gelecek adına nasıl geliştirici, iyileştirici, önleyici işler yapılacağına bakılmaz. Büyük bir çoğunluk iyi gidişatın meyvelerinden büyük bir aç gözlülük, büyük bir görmemişlik ile nemalanmaya çalışır. Küçük bir azınlık buna karşı durmaya çabalasa da bu çünbüş içinde kimse duymaz, görmez. Makinadan sesler gelmeye başlayıp, teklemeler ve hatta durma olduğunda en çok bu azınlığın sesi yankılanmaya başlar, bu soğuk sessizlikte. Ama ne yazık ki tepki verecek, çare olacak bir netice doğurmaz bu seslerde; Çünkü herkesin üzerinde çünbüşün yorgunluğu bulunmaktadır.

O nedenle böyle çünbüş öncesi/cünbüş sonrası durumlara düşmemek için her daim bu makinanın takibinin, bakımının azami dikkat ile yapılması zaruridir. Bu tek bir otoritenin, tek bir kişinin veya tek bir kurumun görevi değildir. Ekonomide etki sahibi olan her türlü üye kendi parçasından, kendi sisteminden sorumludur.

Üreten ürettiğinden, tüketen tükettiğinden, dağıtan dağıttığından, toplayan topladığından, ölçen ölçtüğünden, denetleyen denetlediğinden azami seviyede sorumludur.

Üreten üretim maliyetlerini, üretimin geleceğini, üretimin risklerini, üretimin amortismanı, üretimin finansmanını, üretimin pazarlamasını, üretimin güvenliğini düşünmek, planlamak, uygulamak ve kontrol etmek zorundadır.

Tüketen tüketiminin zaruretini, keyfiyetini, ikamesini, sermayesini, geleceğini, ömrünü düşünmeli, planlamalı, tedbir almalı ve kontrol etmelidir.

Ve buna benzer süreçlerin ekonomik sistemin tüm birimlerin, tüm bireylerince en üst düzey ciddiyetle aksatılmadan uygulanması gereklidir. Bu konuda gevşetilen her vida, aksatılan her uygulama mutlaka ama mutlaka makinanın işleyişine olumsuzluk katar, sorun katar, maliyet katar sonunda da bedel katar.

Ekonominin belli başlı temel olumsuzlukları olan savurganlık, verimsizlik, gereksizlik, gösteriş, sermaye yetersizliği, tasarrufsuzluk gibi konular çünbüş zamanında tüm kesimlerce ekseriyetle göz ardı edilir; Çünbüş sonrası ise iş olsun diye yine aynı kesimlerce karşı argüman olarak dinlendirilir.,

Ekonomi her ne durumda olursa olsun muhakkak ki düzgün, amacına uygun, sonuçları olarak amaçlanan hedeflere götüren Tüketim alışkanlıkları, üretim yapılandırmaları, vergi/prim toplama sistemleri ile teşvik dağıtım mekanizmaları olmalıdır.

Bir iki örnek ile konuyu toplamaya çabalamak isteği ile öncelikle Müteahhitliğe verebiliriz. Yüksek talebe uygun olarak artan maliyetlerini azaltmaya yönelik çabalar değilde fiyatı artırıp, maliyetleri karşılamaya yönelik uygulamaları sadece zamanı hoyratça kullanma neticesi verir. Üstüne artan dengesiz gelirleri, uygun finansal bir çerçevede kullanmayıp, gösterişe yönelik aşırı lüks tüketime yöneltmek ise hoyratça tükettiği zamanın sonunda iflasını getirecek akılsızca bir iş bilmemezliktir.

Bol hasat zamanı tahsilâtı doğrudan tüketime aktaran bir çiftçinin tasarruf, yatırım, sigorta gibi tedbirleri almaması ve kadere, devlete, tüccara bel bağlaması bu bozuk ekonomik anlayışa en güzel örneklerdendir. Ürünü elde etme, saklama, taşıma, satışta hep dışarıdan bir beklentide olan çiftçilerimizin birlik kuramamaları, kurulanları işletememeleri, araştırma, geliştirme, riskleri minimize etme, risklere karşı koruma imkânlarını kullanmama alışkanlıkları başlı başına incelenmesi gerekli temel sıkıntılardandır.

Ve daha yüzlerce örnek sıralanabilir. Üretim tarafında, tüketim tarafında, denetim tarafında, dağıtım tarafında, özel sektöründen kamu sektörü tarafında, bürokratik taraftan, yönetim tarafından binlerce örnek ele alınabilir. Her biri bu sistemin, bu makinanın bir parçası olduğundan etkileri yalnızca kendilerine, kendi alanlarına değil sisteme, makinaya olmaktadır. O nedenle tüm parçaların makinanın sorunsuz, verimli ve amaca uygun devamlı bir biçimde çalışması için üstlerin düşen sorumlulukları en üst seviyeden yerine getirmeleri gerekli olandır.

Makina tekleyip, durduktan sonra sorumlu bulma, bakıma kalkma, arızayı gidermenin bir faydası yok, bir maliyeti bulunmaktadır. Bu maliyet ister istemez ödendikten sonra makina gene çalışır ama nasıl çalışır? Hep beraber buna kafa yormalı makinanın sürekliliğini, verimliliğini ve faydasını üst seviyede tutmaya çabalamalıyız.

23 Ağustos 2018

Çocuk!

Her nedense bu resim çok fazla etkiledi bizi. Resmin yarattığı duygulara tepkisiz kalamadık. Resmin üstüne içimizde yankılanan sesi işledik. Sonra bu resmi sayfaya koyup kurtulalım dedik! Olmadı, bir şeyler yazmalısın diye içimizdeki ses ortalığı yıktı.

Keşke, insanlıkta çocukların kılına zarar gelse ortalığı yıksa; Kendi faydası uğruna çocukların dünyalarını yıkmasa!

Çocuklar hiç olmadığı kadar yıkım altında bu acımasız, duygusuz zamanlarda. Varlıkta, yoklukta; Sevgide, nefrette; Savaşta, Barışta her ne varsa çocukları un ufak ediyor. Yetişkinlerin dünyasında çocuklara yaşama imkânı yok. Çocukluk diye bir kavram kayıp oldu, olacak durumda. Yaşamın tüm sevabını, günahını çocuklarımızın üzerine yıkıyoruz.

Çocukları, çocuklukları koruyamıyoruz. Dünyalarımızın kiri, pası, karmaşası, telaşı, sahtekârlığı, pisliği, acımasızlığı, vakitsizliği, hızı, sabırsızlığı çocuklarımızı mahvediyor.

Kimisi aile içi şiddete, kimisi devletlerarası şiddete, kimisi vahşi ticarete, kimisi cehalete, kimisi kibir dolu bilgiye, kimisi teknolojiye, kimisi geri kalmışlığa kurban ediliyor.

Kalıplarımıza, evlerimize, kalplerimize, cüzdanlarımıza, kibrimiz, açgözlülüğümüze sığdıramadığımız çocuklarımız un ufak olup gidiyor.

Çocuklarımızı parçalamaktan, un ufak edip bu hayatın en güzel zamanlarını heba etmekten vazgeçmeliyiz. Onlara karşı yapılan her kötülükte bir dağ gibi önlerinde durmalı, onları çocuksu dünyalarında gönüllerince yaşamalarını sağlamalıyız.

Çocuk olmayan/çocukluğu yaşayamayan büyüklerin ne vicdanı ne insanlığı ne de ruhu ayakta kalır.



11 Ağustos 2018

Doğacaktır Sana Hakkın Vadettiği Günler Yakın

Yıllara aylara yayılmış olan ekonomik erozyon saldırısı, son günlerde fırtınaya, tufana dönüştürülerek ülkemizi boşaltmaya, bir yerleri ise doldurmaya odaklanmış.

Saldırının dozunun bu şekilde artması aceleciliği, saldırı kabiliyetinin, saldırının etkisinin üst limitlerine geldiğinin göstergesidir. Mutlaka ve mutlaka bir yerde bu tufan durmak durumuna gelecek ve/veya etkisi kayıp olacaktır.

Bu zamanda çil yavrusu gibi sağa sola kaçışıp, kendini güvene alma çabasına girmek yerine bir araya gelip sıkı sıkıya sarılıp bu hayasızca akınlara karşı surlarda açık vermemeli, "doğacaktır sana hakkın vaat ettiği günler yakın" düsturu ile vad edilen günlere güçlü ve dimdik bir arada yürümeliyiz.

Bu günlerde bir olmanın, birlikte olmanın dışında farklı bir yol, yöntem bulunmamaktadır. Hiç bir ama hiç bir fakat hiç bir istisna bu birlikteliğin dışında bir yola hak değil, ihanettir, vatana saldırı altındayken sırtını dönmektir, sırtından hançerlemektir.

Bu saldırıyı atlatmak sanılandan kolay, tehdit edilenden daha az bedel dedir. Vatanı savunmanın en uç noktası canını feda iken, bundan gözünü bir an bile kırmadan sakınmayanlar için böyle bir saldırı en fazla taciz ateşi etkisindedir. Hele ki bu ekonomik saldırının hiç bir ekonomik alt yapısı, gerekçesi yok iken; Saldırın ve etkisi büyük bir çoğunluk ile sanaldır, yapaydır. Yapay yollarla oluşturulan sağanağın, tufanın etkisi de aynı yapaylıkta olacaktır. Yeter ki bir olalım, bu yapaylığa kanmayalım, gözümüzü budaktan sakınmayalım. Devletimiz hiç olmadığı kadar güçlü, hiç olmadığı kadar bizden olanların idaresi altındadır. Bize düşen sakin, inançlı ve birlikte devletimizin yanında sağlam durmak, birbirimize sımsıkı sarılmaktır.

Bu yapay tufanın etkisi en fazla ithal ürünlerde olacaktır. O da temel tüketim/yatırım malları dışında bir yıl daha az telefon, Araba, elektronik cihaz, kozmetik, tatil vd harcarsak hem bize artısı olacak hem de bu saldırıları boşa çıkaracaktır.

Ne olacak bir yıl telefon yenilemezsek, araba yenilemezsek, lüks marka kıyafet almasak, yurt dışına tatile çıkmasak, parfüm/krem almasak!!!! Hiç bir kaybımız olmaz, üstelik on milyarlarca döviz ülkemizde kalır. Biraz frene basmak ve gereksiz harcamaları (çoğunluğu savurganlığa varan) kısmak kimseye bir şey kayıp ettirmez.

Bu yapay tufan geçtiğinde hem tasarrufa yönelmiş olacağız hem de savurganlık düzeyindeki yabancı lüks ürün hovardalığımızdan bir nebzede olsa kurtulmuş olacağız.

Tüm gücünü bizi yıkmak, ele geçirmek için bu yapay tufanlara ayıranlar güneş doğduğunda gücü tükenmiş, bir kazanç elde edememiş bir halde; Güçlenmiş, güç elde etmiş bizle nasıl baş edebileceklerdir. İşte o zaman gün bize doğacak ve özgürce büyük bir güçle dünya sahnesinde koşmaya başlayacağız.

Biz millet olarak bir oldukça, birlikte dik durdukça hiç bir tufan, hiç düşman bize bir zarar veremeyecek, bize diz çöktürüp istedikleri istikamete çeviremeyecektir. Bu bin yılları geçen tarihteki tecrübelerle sabittir, yaşanmıştır, test edilmiştir.

Bu nedenledir ki bu yapay tufan geçip gidecektir. Atalarımızın dediği gibi "Yel eser tozu kalır, su gider kumu kalır" misali gelip geçen gelip geçecektir. Kalan yerli olan, asli olan olacaktır. Allah bize güç kuvvet versin, birliğimize, dirliğimize halel getirmesin. Neler gelip geçmedi ki bu topraklardan. AMA GERİDE HEP BİZ KALDIK, GERİDEN HEP BİZ TOPLADIK/TOPARLADIK VE HEP BİZ AYAKTA KALIP İLERİYE YOL ALDIK. HİÇ ŞÜPHESİZ Kİ BU SEFERDE AYNI OLACAKTIR.