8 Aralık 2015

Montrö Tuzağı ve Düşürülen Rus Uçağı

2015 yılı Kasım ayının son haftası tarihi bir an olarak yerini çoktan aldı. Şu an içinden geçsekte, bu anı tam olarak idrak edemesek de, gelecekte bugünlere bakanlar bolca ve önemle bu günleri önemle yad edeceklerdir.

G20 2015 Antalya zirvesi etrafında şekil alan bu günlerde, önce Fransa'nın Başkentindeki terör saldırısı ve ülke Cumhurbaşkanının G20 zirvesine katılamaması ele alınıp, sonrasında zirve ve zirvenin arka planında alınan kararlar ve hemen akabinde Suriye sınırımızda Rus Jetini düşürmemiz olaylar zincirini anlamlı bir biçimde birbirine bağlayacaktır.

Tüm bu olaylar ve bu sırada gözden kaçırdıklarımız gelecekte olacaklar konusunda fazlası ile belirleyici ve tarihi değeri olan olaylar olarak anlatılacaktır.

Şimdiden bu konuda pek çok teori ortaya atılmakla beraber, bilinen en açık gerçek konu Suriye üzerinden son şekli verilen Ortadoğu coğrafyasının paylaşım kavgası olduğu gerçeğidir.

Bizi ilgilendiren en önemli yanı (Sınır komşuluğu ve akrabalık ilişkileri harici) bu paylaşımda söz sahibi olma ve kendi politikalarımızı masaya koyma iddiamızdır. Yüzyıl önceki ilk kavgada kendi derdimize düşmüş, eli kolu bağlı, kör sağır ve dilsiz bir durumdaydık.

Türkiye Jet düşürme olayında her açıdan haklı argümanlara sahip ve doğru bir tepki ile tavrını koyma pozisyonundadır. Saygısızlığa, hukuksuzluğa ve hadsizliğe, kendini bilen, gücüne ve imkanlarına güvenen bir ülke olarak tepkisini ölçüsü ile koymuştur. Rus tarafı için geçmişte benzer bir durum olmadığından öz güvenleri ve saygınlıkları zarar görmüş, bu şaşkınlık ve kızgınlıkla ölçüsüz ve mantıksız tepkiler ile debelenmeye başlamışlardır. Zamanın soğutucu ve unutturucu etkisi ile konu gündemden zamanla düşecek ancak etkileri yıllar boyu hissedilecektir.

O günlerin harareti içinde gözümüze takılan ancak gündemde yeterince konuşulmayan bir konu, bizce sinsice bir planın parçasıymışçasına kamuoyuna üflenmeye başlandı. Hürriyet gazetesinde ilk rast geldiğimiz bu manşette, çeşitli bilmediğimiz uzmanlarca "Montrö Anlaşması" ve "Boğazlardan Geçiş" gündeme getirilip, bu konuda ülkemize akıllar verilmeye başlanmıştır. Bahaneleri bile verilen habere göre Boğazları Rus gemilerine kapatarak onlara çok sıkı bir karşılık verebilirmişiz!
Sonrasında bir kaç gün sonra, bir Rus Savaş gemisi durup dururken, omzunda bir füze ile İstanbul'u hedef alan bir asker pozu ile boğazdan geçip gitti. Buradan büyük bir fırtına kopartılarak, "Montrö Anlaşması" yorumlanmaya ve tartışılmaya açıldı.

Bizce "Montrö Anlaşması"  ve "Boğazlardan Geçiş" konusunun tartışmaya açık bir durumu yoktur. Anlaşma ile neredeyse tüm geçişler hukuki olarak serbest bırakılmış ve Türkiye olarak bu konuda söz sahibi bırakılmamışsız. "Boğazlardan Geçiş" Türkiye'nin tek başına verebileceği bir karar olmayıp, tüm dünyanın egemen devletlerini ilgilendiren ciddi bir konudur.

Böyle bir konuda yapılan anlaşmalar çoğunluk ile uluslararası bir toplantı ve dönemin egemen devletlerinin imzası ile yapılır. Tartışmalı ve anlaşmanın olmadığı durumlarda, sonu büyük savaşlara varan çatışmalar kaçınılmaz bir hal alır.

"Montrö Anlaşmasını" Türkiye kamuoyunda tartışmalı hale getirmek ve söz sahipliğimizin çok kıt olduğu bir konuda tek başına bir karar almaya itilmemiz pek hayırlı ve iyi niyetli bir bakışın ürünü değildir. O denenle bu benzeri durumlarda hiç bir güce, hiç bir genel geçici fikre kapılmadan, olması gereken hukuki çerçevede hareket etmek faydamıza olacaktır.

Yoksa, bu ve benzeri kışkırtmalar, ayartmalar ve yanıltmalar ile I. Dünya savaşında düştüğümüz duruma gelir ve Yavuz ile Midilli gemilerinin sebep olduğu gibi kendimizi bir savaşın içinde buluveririz.

Savaşlar ve Barışlar dünya düzeninin gereği olan durumlardır. Bunlardan kaçınmak veya ortadan kaldırmak elimizde olan bir şey değildir. Bize göre Savaşa da barışa da kendi irademizle karar verip, kendi gayelerimiz uğruna giriştiğimizde bir anlam ve fayda vardır. Ötesi durumlarda, bilmediğimiz oyunların figüranlığı yapıp, sonunda da bu savaşların ve barışların kayıp eden sefilleri olabiliriz.

Şu sancılı ve kanlı günleri kazasız belasız atlatabilmek ve dingin sulara ayakta varabilmek için BİR olmalı ve kendi Milli duruşumuzu sergilemeliyiz. Allah (c.c) bu konuda tüm söz sahibi, yetki sahibi, sorumluluk sahibi olanlarımıza güç, takat ve zihin açıklığı nasip etsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder