2015 yılı Kasım ayının son haftası tarihi bir
an olarak yerini çoktan aldı. Şu an içinden geçsekte, bu anı tam olarak idrak
edemesek de, gelecekte bugünlere bakanlar bolca ve önemle bu günleri önemle yad
edeceklerdir.
G20 2015 Antalya zirvesi etrafında
şekil alan bu günlerde, önce Fransa'nın Başkentindeki terör saldırısı ve ülke
Cumhurbaşkanının G20 zirvesine katılamaması ele alınıp, sonrasında zirve ve
zirvenin arka planında alınan kararlar ve hemen akabinde Suriye sınırımızda Rus
Jetini düşürmemiz olaylar zincirini anlamlı bir biçimde birbirine
bağlayacaktır.
Tüm bu olaylar ve bu sırada
gözden kaçırdıklarımız gelecekte olacaklar konusunda fazlası ile belirleyici ve
tarihi değeri olan olaylar olarak anlatılacaktır.
Şimdiden bu konuda pek çok teori
ortaya atılmakla beraber, bilinen en açık gerçek konu Suriye üzerinden son
şekli verilen Ortadoğu coğrafyasının paylaşım kavgası olduğu gerçeğidir.
Bizi ilgilendiren en önemli yanı
(Sınır komşuluğu ve akrabalık ilişkileri harici) bu paylaşımda söz sahibi olma
ve kendi politikalarımızı masaya koyma iddiamızdır. Yüzyıl önceki ilk kavgada
kendi derdimize düşmüş, eli kolu bağlı, kör sağır ve dilsiz bir durumdaydık.
Türkiye Jet düşürme olayında her
açıdan haklı argümanlara sahip ve doğru bir tepki ile tavrını koyma pozisyonundadır.
Saygısızlığa, hukuksuzluğa ve hadsizliğe, kendini bilen, gücüne ve imkanlarına
güvenen bir ülke olarak tepkisini ölçüsü ile koymuştur. Rus tarafı için
geçmişte benzer bir durum olmadığından öz güvenleri ve saygınlıkları zarar
görmüş, bu şaşkınlık ve kızgınlıkla ölçüsüz ve mantıksız tepkiler ile
debelenmeye başlamışlardır. Zamanın soğutucu ve unutturucu etkisi ile konu
gündemden zamanla düşecek ancak etkileri yıllar boyu hissedilecektir.
O günlerin harareti içinde gözümüze
takılan ancak gündemde yeterince konuşulmayan bir konu, bizce sinsice bir planın
parçasıymışçasına kamuoyuna üflenmeye başlandı. Hürriyet gazetesinde ilk rast
geldiğimiz bu manşette, çeşitli bilmediğimiz uzmanlarca "Montrö
Anlaşması" ve "Boğazlardan Geçiş" gündeme getirilip, bu konuda
ülkemize akıllar verilmeye başlanmıştır. Bahaneleri bile verilen habere göre
Boğazları Rus gemilerine kapatarak onlara çok sıkı bir karşılık verebilirmişiz!
Sonrasında bir kaç gün sonra, bir Rus
Savaş gemisi durup dururken, omzunda bir füze ile İstanbul'u hedef alan bir
asker pozu ile boğazdan geçip gitti. Buradan büyük bir fırtına kopartılarak, "Montrö Anlaşması" yorumlanmaya ve tartışılmaya açıldı.
Bizce "Montrö
Anlaşması" ve "Boğazlardan Geçiş" konusunun
tartışmaya açık bir durumu yoktur. Anlaşma ile neredeyse tüm geçişler hukuki
olarak serbest bırakılmış ve Türkiye olarak bu konuda söz sahibi
bırakılmamışsız. "Boğazlardan Geçiş" Türkiye'nin tek başına
verebileceği bir karar olmayıp, tüm dünyanın egemen devletlerini ilgilendiren
ciddi bir konudur.
Böyle bir konuda yapılan
anlaşmalar çoğunluk ile uluslararası bir toplantı ve dönemin egemen
devletlerinin imzası ile yapılır. Tartışmalı ve anlaşmanın olmadığı durumlarda, sonu büyük savaşlara varan çatışmalar kaçınılmaz bir hal alır.
"Montrö Anlaşmasını"
Türkiye kamuoyunda tartışmalı hale getirmek ve söz sahipliğimizin çok kıt
olduğu bir konuda tek başına bir karar almaya itilmemiz pek hayırlı ve iyi niyetli bir bakışın
ürünü değildir. O denenle bu benzeri durumlarda hiç bir güce, hiç bir genel geçici
fikre kapılmadan, olması gereken hukuki çerçevede hareket etmek faydamıza
olacaktır.
Yoksa, bu ve benzeri kışkırtmalar,
ayartmalar ve yanıltmalar ile I. Dünya savaşında düştüğümüz duruma gelir ve
Yavuz ile Midilli gemilerinin sebep olduğu gibi kendimizi bir savaşın içinde
buluveririz.
Savaşlar ve Barışlar dünya
düzeninin gereği olan durumlardır. Bunlardan kaçınmak veya ortadan kaldırmak
elimizde olan bir şey değildir. Bize göre Savaşa da barışa da kendi irademizle
karar verip, kendi gayelerimiz uğruna giriştiğimizde bir anlam ve fayda vardır.
Ötesi durumlarda, bilmediğimiz oyunların figüranlığı yapıp, sonunda da bu savaşların ve barışların kayıp eden sefilleri olabiliriz.
Şu sancılı ve kanlı günleri
kazasız belasız atlatabilmek ve dingin sulara ayakta varabilmek için BİR olmalı
ve kendi Milli duruşumuzu sergilemeliyiz. Allah (c.c) bu konuda tüm söz sahibi,
yetki sahibi, sorumluluk sahibi olanlarımıza güç, takat ve zihin açıklığı nasip
etsin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder